Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Galatasaray SK | 23.04.1920

|
23 Nisan 1920

GALATASARAY HOKEY’DE ŞAMPİYON OLDU


Geçen yüzyılın başında sportif faaliyetlerine futbolla başlayan kulüpler kısa zamanda popüler pek çok spora da el atmışlardı. Çim hokeyi bunlardan birisiydi. Büyük kulüplerin oluşturdukları takımlarla aralarında özel maçlar yaparak başlattıkları bu süreç, bir müddet sonra bir lig organizasyonun oluşturulmasıya yeni bir şekil almıştı.Galatasaray’ın en başından beri yer aldığı bu ligde şampiyonluğa ulaşması ise 1920 yılında gerçekleşecekti. Özel kıyafetlerin ve spor aletlerinin gereksinim duyulduğu bu zor sporda eldeki mütevazı imkanlarla şampiyon olmak hiç de kolay değildi. Hele çoğunluğunun kadrolarını İngilizlerin ve Fransızların oluşturduğu rakiplere karşı elde edebilmek hiç de kolay değildi. Sonraki yıllara kamuoyunun ilgisini kaybederek gündemden düşen hokey sporundaki bu başarı Galatasaraylıların modern sporlara verdikleri önemi göstermesi açısından da dikkat çekici olmuştu.


Evladı olmayan bir yetimin, yurdun evlatlarına bağışladığı büyük bayram. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ;


Kutlu olsun.


Ruhun şad olsun Mustafa Kemal.

Mehmet Akif Ersoy & Telekom Maçı Organizasyonu

|
Alpaslan abimizin uA - EyüpSultan üyelerine verdiği vasiyet üzerine Mehmet Akif Ersoy her sene olduğu gibi kabri başında anılacak. 27 Aralık Pazar günü 11.15'te Edirnekapı şehitliğine tüm Galatasaray'lılar ve yurttaşlar davetli. İsteyenler münferit olarak katılabilirler. Birlik olalım derseniz EyüpSultan Camii'nin az ilerisindeki Fetih Cafe'ye gelebilirsiniz. Mezarlıktan da toplu olarak Ahmet Cömert Spor Salonu'na Turk Telekom maçına gidilecek. Başkalarıyla karıştıranlara ultrAslan'ın Türkiye'nin en büyük sivil toplum örgütü olduğunu gösterelim..

Bekleşirken gökte yüz binlerce ervah, intikam,
Yerde kalmış, nasa benzer kavm için durmak haram!
Kahraman ecdadımızdan sizde bir kan yok mudur?
Yoksa istikbalinizden korkulur, pek korkulur.

11.15 - Mehmet Akif Ersoy'u Anma
14.00 - Galatasaray - Türk Telekom


Sevgi, Eylem Gerektirir..

Tribün #26

|
01.03.1989 Monaco-Galatasaray maçı öncesi yaşananlar..
Fotoğraf: Tribün Dergi

Milenyum Kupası

|

Arkadaşlar bilmiyorum bu kupadan haberiniz varmı? Ben birçok kişide olmadığı kansıına vardım ve paylaşma gereği duydum. Bu kupayı unutmayalım, unutturmayalım. Bu kupadan benim haberim vardı ama ne zaman verildi, tören yapıldı mı? Bu konuda bilgisi olan varsa paylaşabilir bizle. Bakın Milenyum Kupası Nedir ? ;


Dünya’da Sadece Galatasaray’ın Müzesinde Bulunan Milenyum Cup 2000 yılında Galatasaray’ın Avrupada yılın takımı olmasının ardından Uefa tarafından verilen kupadır.. Dünyada sadece Galatasaray’ın müzesinde bulunması en önemli özelliğidir ve yeni bir milenyuma girilene kadar da böyle olacaktır. Merak edenlere hatırlatmak amacıyla; Galatasaray’ın milan’ı eleyerek katıldığı Uefa kupasında hiç yenilmeden şampiyon olması ve ardından Şampiyonlar Ligi şampiyonu Real Madrid’i devirerek Süper Kupayı alması sonucu, 2000 yılının şerefine milenyum takımı olarak ilan edilmesine istinaden verilmiş kupadır. Hayatında en büyük başarıyı Avrupa Kupalarında 2.tur olarak gören sıradan takım taraftarlarının anlamak bir yana tahammül bile edemeyeceği bir başarının ürünüdür..!

Canlanıyor Hatıralar !

|
Öğlenleyin uzun süredir dağınık olan dolabımda cd leri düzenlerken iki üç cd yi ayrı koydum.Uzun zamandır izlemediğim Unutulmaz maçlar serisi,Millennium Mucizesi, 16.Şampiyonluk cdsi..

Dışarıda işlerim vardı, görüşmek için söz verdiğim arkdaşlarım.. Hepsini bir kenara bırakıp oturup izlemeye koyuldum..Bilmem kaçıncı izleyişim olmasına rağmen sanki daha vizyona girmemiş bir filmi izler gibi heyecanlı değişik duygular içerisindeydim.Popescu'nun son penaltısında transa geçmiş zihnim; "Allahım allahım kupa Türkiye'de" "Korkunç bişey bu" replikleri arasında sıkışmış, bacaklarıma kadar hissettiğim diken diken olma durumu neredeyse tüm vücudumu kaplamıştı.Jardel'in uzatmadaki golü.. Başka bir sevinç. Bıkmadan sıkılmadan sanki ilk kez seyredermişim gibi şevkle izliyordum. Telefonumu kapatmıştım.

16.şampiyonluk cd si ise filmin koptuğu yer..Her maçın gollerini izlerken o maçtaki anılar doluyor aklıma. Sabriye küfür edilmeyen zamanlardı. Orhan-Cihan kardeşler takımın baltaları, içimizden biri Mondi kalede,Song-Tomas defansın sigortası, Hasan,Hakan,Ergün abileri takımın, Saidou dinamo,Ümit,Necati,Hasan Kabze,paşa İliç gol ayaklarımız, Gerets deli dolu hocamızdı.. Son dakika golleri atardık , umutların bittiği yerde. Beşiktaş maçı.. Hasan Kabze son dakikada atmış yarıştan kopmamışız.Maç bitmiş beşiktaş taraftarı boşaltmış stadı.. Bizim futbolcular taraftarla karşılıklı sarı kırmızı şampiyon Cimbom çektiriyolar.Rerere rarara 'yı söylerlerken gözleri parlıyor. Hele o son hafta bitip tükenmek bilmeyen dakikalar. Denizliden gelen son düdükle Hasan'ın o hafızalardan silinmeyen pozu. Gözünden yaşlar süzülürken Allah'ın adaleti bu bu Allah'ın büyüklüğü diye haykırışı..

Derken bitiyor filmler. Uzun zamandır bu kadar tüylerimin diken diken olduğu bu kadar hayattan koptuğum bir süreç hatırlamıyorum..Baş gösteren öss stresinede Galatasaray gibi korkmadan yürüyoruz mantalitesiyle yaklaşmak gerektiğini anlıyorum .. Galatasaray'ı kendine model alan adamın muhtaç olduğu kudret damarlarındaki kandadır. O ki mutluluktan gururdan dakikalarca saatlerce ağlamamıza neden olmuş, o ki en koyan ayrılıklarda bizim için mutluluk kapısı olmuş, her sevdadan geriye sadece Galatasaray kalmış.. Oğlum Erşen dedim Galatasaray gibi hayata ileride basıcaksın .. Galatasaray'ının zaferlere koştuğu şu sezonda yanında olamasan bile şu keskin virajı atlatıp boynunda atkın her zaman peşinde olucaksın . Verdimde verdim gazı :)

Öss ye çok , 25 Ekim'e (10.hafta) az var...

Azıcık hatırım varsa saldır ulan Galatasaray!

25.08

|

9 Sene Oldu.. 9 sene önce bu saatlerde Antalya'da ellerim kollarım titreyerek maçı bekliyordum. Kimin umrunda deniz, kumsal, İvana, güneş... Konuya ilk olarak u/M değinmiş. 10 Senelik Bu çile... Bitsin artık bu sene..

Torbadan Çıkan..

|

Uefa kupasının alınışının 10. yılında o günlerden anılar vermeye devam ediyoruz.. Halil Özer'in kitabından alınan bu anılardan en ilginci ise bugün yazacağımız olsa gerek. Bakın o günlerde ne olmuş ;

Uefa kupasının alındığı yıl kura çekimi vardı. Terim eşi ile restaurantta yemek yiyor. Aklı da kura çekiminde. Fulya hanım peçetelere kuralardaki tüm takımları yazar ve hepsini bardağın içine koyar. "Çek bakalım" der kocasına, Terim karıştırır ve çeker. Torbadan Bologna çıkar. Terim İsviçre'de yaşayan ve hala da kura çekimlerine katılan Mete Razıklı'yı aramak için telefona sarılır. "Mete Beyciğim Bologna çıkacak, hiç uğraşma" der ve kapatır. Mete Razıklı güler geçer . 1-2 dakika sonra kurayı çeker ve Bologna çıkar. Öncelerde gülüp geçen Mete Razıklı sonra çok şaşırır. Sonra Bologna elenir ve Uefa Kupası alınır. Harbiden de tesadüf ulan bu kupayı almamız..

17 Ağustos 1999

|

17 Ağustos 1999.. O cehennem gece.. Onbinlerce ( resmi rakamları geçiniz ) insanımızın vefat ettiği gece. Tam 10 yıl geçti.. Ölenlerin hiçbirini unutmak mümkün değil.. Hepsinin Mekanı Cennet Olsun.. Allah Rahmet Eylesin.. Yakınlarına Allah sabır versin.. Ya sakat kalanlar.. Hepsine Allah sabır versin, yakınlarına da kolaylık.. Neyse o kötü günleri unutalım... O dönemde Galatasaray'da neler yaşanmış onlara bir bakalım ;

O gün yaşananlar takımdaki herkese hayatının en kötü günlerini yaşatmıştır.. Hatta yabancılar ülkeden ayrılmayı kafaya koymuştur ama Terim hepsini zor tutmuştur. O günkü hikayeler hem komik hem de korkunçtur.. 17 Ağustos 1999.. Saat 03.02.. Terim o anda eşi ile TV izliyor.. Çocuklar Silivri'de yazlıkta...İkisi de kirişin altına geçer bildikleri tüm duaları okurlar... Akıllar hep çocuklarında. Elektrikler kesilir ama jeneratör devreye girer. Terim çocuklarını arar ve iyi olduklarını duyunca rahatlarlar. Tam o sırada akıllarına tesislerde kalan futbolcular ve altyapıdaki çocuklar gelir. Hemen arabaya atlar tesislere gelirler. Herkes çok iyidir. Taffarel'in yüzü bembeyaz.. Çocuklar kucaktan inmez. Suat hayalet gibidir. Hagi en soğukkanlısı.. Romanya'da deprem yaşamış. Terim herkesi tek tek sayar herkes ordadır. Milli takım ise Norveçte'dir. O gece bahçeye yataklar kurulur orda yatılır. Çoluk çocuk ayazda uyanırlar. Terim herkesi uyandırır. Kahvaltı yapılır ve o şaşırtan söz ;

"Hadi herkes antrenmana." Terim antrenmanda gazetecilerle görüşür. Herkesi tek tek sorar. Onlar böyle günde antrenman mı olur derler. Ama onun için kar kardır.. Uefa kupası da o yıl alınır.


Suat yeni ev almıştır. Ama korkudan eve giremez. Evde hasar yoktur ama o korkar. Gazeteler ''Suat'ın Evi hasarlı" diye haber yapınca müteahhit de yanar Suat'da. Evinde çatlak bile yoktur oysa. Müteahhit artık yaptığı evleri satamaz, ev de Suat'ın elinde kalır. Suat hala o gazeteciyi arar.Taffarel birkaç gün tesislerden çıkamaz. Eşi arabada yatar. Kendisi ve 2 çocuğu şişme havuzda yatar. Gündüz su doldurulur çocuklar oynar gece yatak olur. Evi de hasarlıdır. Bir süre sonra da ev değişir.


Depremin üzerinden bir kaç gün geçer. Takım tesislerde.. Tam antrenman başlayacakken 5.6 şiddetinde bir deprem olur. Herkes kendini dışarıya atar. Ama Capone çıkamaz. Camdan atar kendini. Herkes "Dışarıya attık kendimizi. Bir baktık ki üstümüzden Capone uçuyor. Adam resmen üzerimizden uçtu. Kötü düşse bileği kırılabilirdi" diye geçer dalgasını..


Milli takım Norveç maçını iptal edip ülkeye döner. Dönüş yolunda "Hakan Şükür'ün babası Sakarya'da enkaz altında kaldı" diye haber çıkar. Olay hemen Hakan'a ulaşır. Uçaktan inince telefona sarılır ama nafile. Telefonlar hala kilitlidir. Kardeşi Gökhan babasına ulaşır ve durumları iyidir. Hamile olan eşi Beyda'yı da alır ve Sakarya'ya yola çıkar. Herkes Hakan'ın evine gelir. Ailesi öldü sanır ve evde ağlarlar. Doğrusunu öğrenince güle oynaya çıkılır evden. Hakan ailesini görüp İstanbul'a döner. Tam bu sırada bir haber çıkar. "Hakan'ın eski eşi Esra ve ailesi hayatını kaybetti" Hakan'a bu haberi Turgay Vardar iletir. Komşuları haber vermiştir. Esra'nın cenazesine 2 gün sonra ulaşılır. Turgay Vardar eski eşi de olsa haberi vermekten çekinir ama sonunda söyler. Hakan hiç tepki vermez. Ama yüzü bembeyaz olur. Arkasını döner ve gider. Duygularını kimseye söylemez. Cenazesine gitmek ister ama tepki gelir diye gidemez. Hakan depremi yaşamamasına rağmen etkilenir. Adapazarı'nda bir çok dostu ölmüş, ailesi son anda kurtulmuştur. O gece yazlıkta kalmak istemişler. Ve sonunda orda kalmışlardır. Ama asıl evleri çökmüş ve bir çok komşuları ölmüştür. Bu olaydan sonra birkaç tır dolusu yardım gönderir bölgeye. Çoğunu bizzat kendisi dağıtır. Yanına bir gazeteci bile almaz. Reklamını yapmaz. Eski eşinin mezarını ziyaret edip etmediğini ise kimse bilmiyor. Bir gün mezarda bir demet gül bulunur. Yakınları bunu Hakan'ın bıraktığını söyler ama Hakan gitmediğini söyler..

İlk Galatasaray Dergisi..

|
Bildiğimiz gibi Galatasaray Dergisi Özhan Canaydın döneminde çıkarılmıştı. İlk bir kaç sayısını kulüp karşılamış daha sonra kar eder, kulübe destek olur duruma gelmişti. Bunda dergi çalışanlarının rolü büyük. Gstv ve resmi site gibi yayın organlarında son dönemde düzelme görülse de çıktığından beri merakla takip edilen en önemli yayın Galatasaray Dergisidir. Ama aslında dergi ilk olarak o zaman çıkmamıştır. 1961 yılının Ekim ayında çıkarılmıştır ilk Galatasaray Dergisi. Galatasaray Mecmuası adıyla. O dönemde haftalık olarak yayın yapmış. 20 sayfa olsa da o dönem için çok iyi atılım olduğu söylenebilir. Kapağına da Metin Oktay koyulmuş. Arşiv yapanlar için güzel bir fotoğraf. Elinde bu dergilerden olan varsa o dergilere talibim ona göre..

Terim'den Bir Anı..

|
Yıllar önce ünlü Rus takımı Torpede ile eşleşmiştik. İlk maç İstanbul'da 4-2 kaybettik. 2. maç tam bir formalite.. Rusya'da inanılmaz bir kış var. Takımın başında Turgan Ece. Defansta da Terim oynuyor. Soyunma odasında beklerken Ruslar girer ve Külotlu çorap verirler. Ama bizimkiler kadın çorabı giymeyiz diye delikanlılık taslarlar. Çoraplar geri gider. Ruslar bu duruma çok şaşırır.

Neyse daha sonra takım sahaya çıkar. Tünelden çıkar çıkmaz buz dolabından çıkarcasına bir soğuk yüzlerine çarpar. Bu duruma alışık Ruslar bile külotlu çorap + eldiven giymişlerdir. Bizimkiler Janti.. Boyunda kolyeler ve çıplak baldırlar.. Çorapları yeniden ararlar ama Ruslar artık onlara bakmaz bile.. Ruslar vızır vızır. Maç bir anda 2-0 olur. Gökmen Özdenek forvette. Ama top ona hiç gelmez. Terim ve savunma ısınmak için sağa sola koşturur durur.. Ama hepsi yerde.. Kramponların altı lastik çünkü. Gökmen ileriden "Ulan bana da atın dondum burda" diye bağırır durur.. Bırakın top atmayı top yarı sahayı bile geçmez. Yedek kulübesinde futbolcu yoktur. Hepsi içeriye girmiştir. Oyuncu değişeceği zaman içeriye haber gider ve değişiklik yapılır. Soyunma odasındakiler oyuna gireceğim diye korkudan ölüyorlardır.. Hakem bir penaltı verir. Rus topu dışarı atar. Ama ihlalden atış tekrarlanır. Bir daha vurur ama kaleci kurtarır. Yine tekrarlar hakem. Futbolcular itiraz eder ama nafile. Bu sefer atar ve gol olur.. Maç da 3-0 biter.

Herkes soyunma odasında... Futbolcular bitik. Hoca bağıra bağıra içeriye girer. Herkes korku içindedir.. Turhan Ece şöyle bir bakar sonra da ;

"Şerefsiz hakem yaktın bizi"

Herkes birbirine bakar ve sonra da dayanamaz. Soyunma odasında kahkahalar yükselir. Turhan Ece önce bozulur ama sonra o da dayanamaz. O da başlar gülmeye..

İşte Fatih Terim'in en sevdiği anı budur..

Galatasaray Ruhu

|

Ben bu blog alemine Galatasaray Ruhu isimli blogla girmiştim. Daha sonrasını biliyoruz zaten. Bugün o ruhla ilgili bir kaç söz edeceğim. Hasan Şaş'ın da ayrılması ile takımda Uefa zaferini kazanan oyuncu kalmadı. O dönemde o zaferler bir çok olumsuzluğa rağmen kazanılmıştı. Bunların da başında en çok parasızlık geliyordu. Kulüp çoğu branşta başarılı olmasına rağmen borç içinde yüzüyordu. Ekonomik olarak iyi planlar yoktu ve gelirler çok azdı. Akılcı projeler üretilemiyordu. Kazanılan zaferler nakite dönüştürülemiyordu. Ama buna rağmen üst düzey oyuncular takımdaydı. Bunun sonucu olarak yüksek maaş ödemeleri oluyordu ve kulüp çoğu zaman ödemeleri aksatıyordu. Ama eninde sonunda hepsinin parası ödeniyordu. Yöneticiler çok iyi niyetliydi ama yapacakları bir şey yoktu.

Terim'in son yılında ilk yarı sone ermiş, futbolcular 1 haftalık tatilden dönmüş ve top başı yapacaklardı. Terim herkesi topladı. Herkes ödemeler ile ilgili müjde bekliyordu. Başka bir sebebi olamazdı bu toplantının. Terim söze girdi herkesin tahminleri yanılmıştı ;

"Arkadaşlar şu ana kadar paralarınız ödenmeyliydi. Yönetim de bunun için çalışıyor. Ama bu konuda hiç umut yok. Yani Mayıs ayına kadar para alacağımızı sanmıyorum. Ben şimdi size diyorum ki.. Parayı unutalım. Önümüzde lig var Avrupa var. Mücadelemizi verelim.. Var mısınız ? Onur mücadelesi verelim. Eğer aksi düşüncesi olan varsa söylesin, anlayışla karşılarım.."

Herkes başını önüne eğdi. Yabancılar durumu anlamamanın şaşkınlığındaydı. Popescu sözleri Taffrel'e İtalyanca olarak anlattı. O da diğerlerine Portekizce aktardı. Önce Hakan konuştu ;

Varız Hocam Sonra Bülent ekledi ;

"Alalım şu kupaları da paraları nasıl olsa alırız." Sonra herkes atıldı ;

"Biz de varız" O gün Terim'in gözleri doldu. Daha sonra yönetimden ödemelerin Dolar'a çevrilmesini istedi ve kabul gördü. Terim "O gün onları söylemesem bu efsane doğmayacaktı" diyor. Daha sonra paraların ödeme tarihi geldi ama yönetim Final'den sonra ödeyeceğiz dedi. Terim futbolculara rezil olmanın verdiği duygu ile yardımcılarını topladı ve "Final'den sonra gidiyoruz. Daha fazla oyuncularıma rezil olamam" dedi. O gün ipler tam anlamı ile kopmuştu..

İşte böyle bir şeydir Galatasaray Ruhu.. Her şeye rağmen sizi kupalara götürür. Diğerlerinden farkı budur Galatasaray'ın. Bu günlerde bu benzeri çok yazı yazdık. Son günlerde geçmişten çok örnek verdik. Artık takımda o ruhu temsil eden kimse kalmadığındandır belkide. Yeni bir ruh doğuyor şimdi. Kim bilir belki 20 yıl sonra farklı bir ruhdan bahsederiz. Farklı metodlarla kazanılmış olsa da adı aynı kalacaktır. Galatasaray Ruhu...

Neden mi Galatasaray'lıyız?

|

Dostluk turnuvasını kazanan Galatasaray, kupanın yarısını finaldeki rakibi Göztepe’ye verdi.

Reşat Selamioğlu Kupası

Sarı-kırmızılı ekibimiz 1973 yılında "Reşat Selamioğlu Kupası" adı altında dörtlü bir futbol turnuvası düzenledi. Turnuvaya galatasaray’miz ile birlikte, Altay, çubuklular ve Göztepe de katıldı. Finalde Galatasaray ımız ile Göztepe karşı karşıya geldi. Hakemin kötü yönettiği maç, 87. dakikaya kadar 2-2 devam etti. Galatasaray 87. dakikada penaltıdan bulduğu bir golle maçı 3-2 kazandı ve kupanın sahibi oldu.

Kupa Kemeraltı’nda İkiye Bölündü.Maçtan sonra ise sahalarımızda daha önce eşi benzeri görülmemiş, ilginç bir olay gerçekleşti. Galatasaraylı yöneticiler bir açıklama yaptılar ve takımlarının çok kötü bir oyun sergilediğini belirterek, kupanın gerçek sahibinin, kendilerinden daha iyi oynayan Göztepe olması gerektiğini söylediler. Galatasaray’in bu talebi üzerine, şampiyonluk kupası Kemeraltı’na götürüldü ve tam ortadan ikiye bölündü. Galatasaraylı yöneticiler kupanın yarısını Göztepe’ye vererek, büyük bir centilmenlik örneği gösterdiler.

Kupanın birer yarısı hala Göztepe’de ve Galatasaray kulübünde anı olarak durmaktadır. Bu kupa, günümüz Türkiye’sine yardımlaşma, dayanışma, paylaşma, sevgi, saygı ve centilmenlik yolunda ışık tutacak bir örnek olduğundan, bu olay hafızalardan kolay kolay silinmeyecektir.
İşte Bunun İçin Galatasaray'lıyız..

7 sinde Neyse 70 inde de Öyledir..

|
Bir futbolcudan bahsedeceğiz. Kesinlikle isim vermiyoruz. Okuyan herkes zaten anlayacak. Biz böyle bir karakter olduğunu yıllar sonra fark ettik. Ama yıllarca aldatılıp durmuşuz. Şimdi o yakışan yerinde. Tencere kapak hesabı. Neyse biz konuya girelim..

Bildiğimiz gibi Adnan Sezgin İstanbulspor'da başkanlık yapmıştır. İşinde sportif olarak tartışılsa da kurumsal olarak çok iyidir. Federasyon, Uefa kurallarını avucunun içi gibi bilir. Yıllar önce Halil Özer'i yanına çağırır ve der ki ;

" Zeytinburnuspor altyapısına git, orada bir çocuk var. 11 yaşında. Bir röpörtaj yap. Onu Galatasaray alacak. Trabzon'da peşinde "

Halil Özer bu haberin saçma olacağını düşünür. Spor müdürüne sorar ve o da 'git bakalım' der. Gider ama umutsuzdur. Bir de bakar ki oyuncu topukla, göğüsle çalım atıyor, bu yaşta 120 km hızla şut çekiyor. Gider hocası ile konuşur. Adnan Sezgin'i tebrik eder bunu bulduğu için. Çocuk gazetecileri görünce daha da döktürür. Çocuk ile okula giderler çocuk okulda şöhret olur. Omuzlarda taşınır. Evinde telaş vardır gazeteci gelmiştir. Asla böyle birşey beklememişlerdir. Haber serviste beğenilir ve tam sayfa manşet olur. Ama diğer gazetelerden telefon yağar. Herkez Halil Özer ile dalga geçer. Daha sonra bu çocuk unutulur. Halil Özer Sezgine sorar ama hep olumsuz yanıt alır. Daha sonra Trabzon tam 25 milyara alacakken bir operasyon yapılır ve Adnan Polat ile Sezgin onu altyapıya kazandırır. Daha sonra Terim gelir ve onu A takıma alır. Babası o günlerde hep Halil Özeri'i arar. Çocuğu Galatasaray istiyor ne yapalım diye. Halil Özer'de git kesin Galatasaray'a der. Ama daha sonra selam bile vermez gazeteciye. Ünlü olmuştur artık. Daha sonra çocuk takımdan ayrılmak üzere iken Halil Özer bir röpörtaj yapmak ister. Ama çocuk şu cevabı verir ;

"Abi isterdim ama hiç zamanım yok. Git kulüpten izin al belki yaparız."

Halil Özer'de telefonunu ister ama Çocuk ;

"Abi vallahi telefon taşımıyorum sen beni bulursun" der. Tam o sırada arkasını döner tam giderken telefon çalar.

"Tamam geliyorum. Ne yapayım her yer gazeteci rahat olamıyorum ki"

Gazeteci döner gider. Daha sonra röpörtajı yapar ama artık eziklik vardır. Nerden nereye.. Tebrik ediyorum seni çocuk.. En doğru tercihini şu anda yapmışsın..

Konsantrasyon

|

"O gün sahaya nasıl çıktığımızı bir türlü hatırlamıyorum. Hoca bize neler yaptı inanın bilmiyorum. Ama sahaya çıktığımızda Arsenal'i bir böcek gibi görüyorduk. Çıkıp ezilmesi gereken bir takımdı. Onları hiç büyütmedik. Adamlar iyi bir takımdı. Ama öyle bir havamız vardı ki onlardan çok daha büyüktük sanki. Hiç korkmadık. Bize bir şeyler olmuştu. Herkes birbirine gözünde şimşekler çakarak bakıyordu. Sanki normal değildik. Capone'nin baldırında adale sakatlığı vardı. Normalde 2 hafta oynayamazdı, hemen tedaviye gitmesi gerekiyordu. Ama o oynayacağım diye diretti. Hoca çık dedi, çıkmadı. İnatla o haliyle oynadı. Bir de penaltı attı. Ama maç sonrasında soyunma odasında acıdan ağladı. Benim de başıma gelse ben de aynısını yapardım. Ama Capone'nin haline üzülürken, kendi omuzumun da sakatlandığını ve o halde oynadığımı soyunma odasına gittikten sonra anladım. Ben de Capone'nin yanına oturup tedavi oldum. Bu nasıl bir şey anlamadım."


Kaptan Bülent 17 Mayıs 2000 günündeki Konsantrasyonu böyle anlatıyor. Gerçekten inanılmaz bir olay. Şimdi belki takım o kadar motive olacak yapıda değil. Ama iyi bir sistem ve Yönetim - Futbolcu - Taraftar Konsantrasyonu ile bunu 10 yıl sonra tekrar başarabiliriz. Lütfen... Sadece sabır ve Konsantrasyon..

Bir Kopenhag anısı..

|
" Maçın sonlarına geliyordu, Hagi atılmıştı... O ana kadar eksiksiz bir taraftarlık örneği göstermiş olan bizler de kaygılanıyorduk, kimseden ses çıkmayacak,tezahuratlarımız kesilecek diye endişeleniyorduk...Çünkü hepimiz sahada kupaya gittiğimizi görüyorduk.

"Dağ başını duman almış" marşı başladı. Yedekte tuttuğumuz bir tezahurattı. Bunu daha önceleride yapmış ve başarmıştık.Ama o gece o tezahurat başladığında, daha önce hiç şahit olmadığımız kollektif bir varoluşa geçtik birden bire.Bu kollektif ortak ruh,yavaş yavaş sahanın tümünü kapladı.Önce endişe edenler, maça bakamayanlar , yavaş yavaş yerlerinden doğruldular,sonra oturanlar ayağa kalkmaya başladılar.. O ana kadar hiç sesi çıkmayanlar katılmaya başladılar..Garip gelebilir belki ama, bir süre sonra insanlar birbirlerine sarılmış, ağlayarak bu tezahuratı hançeresi patlarcasına sürdürmeye devam ediyordu.. " İnlesin.. İnlesin ! " Bir boşluk bir nefes alma anı.Bir yeniden güç kazanma esi.Ve ardından yanardağdan patlarcasına bir çığlık : "Bu gök deniz nerede varr!"

Bir süre sonra bunun, bugüne kadar çözülmeyen bir fizik problemi,bir enerji meselesi olduğunu fark ettik.Bilincimiz enerji üretebilir mi ? Evet üretebiliyor, çünkü bunu gördük.Bu enerji; sahada,tribünde heryerde vardı..Arsenal duraksadı,gelip geçici bir şey olduğunu düşündü..Ama sonra o enerjinin yoğunluğuna teslim oldu ve sustu..10 lişiye 11 kişi oynadıklarını unuttular, önlerine birer Çin ordusu gibi üşüşen ayaklardan uzaklaşmaya çalıştılar.

Maçın kaçıncı dakikasıydı öyle? 108 ? 112? Arsenal kendi ceza sahasından bir taç atışı yapılacaktı.Bizimkiler geri çekilmiş, onları bekliyordu.Birdenbire Fatih Terim kulübeden bir el işareti yaptı oyuncularına, " ileri çıkın" anlamında..Taffarel dışındaki 9 oyuncumuz birden bire hareketlendi ve Arsenal sahasına koşmaya başladı.Birbirlerine işaret ederek , herkes bir rakibini tutmak üzere pozisyon aldı.

Daha sonra penaltı atmaya gelen Arsenalli futbolcuların yön duygularını şaşırtan ve sonuçta kupayı getiren olaylarda bu enerjinin büyük rolü olduğu ortaya çıktı.Bunun adı , pozitif enerjiydi.Ve biz bu enerjiyi epeydir hissediyorduk..


*Galatasaray Dergisi

Filizlenir anılarda gururum!

Galat'lar ve Mor Formanın Hikayesi

|

Galatasaray'ın forma tanıtımı yapıldığı andan beri tartışmalar var. Herkez parçalı formanın aslı olmadığını görmezden gelip üretilen mor forma ile ilgileniyor. Kimine göre hatalı karar kimine göre doğru karar. Kulübe göre en çok satılan forma mor forma olmuş. Rakip takımlar dalgalarını geçedursun biz formanın hikayesini anlatalım. Hazırladığımız video, resim ve toplanılan yazılar ile yardımcı olalım.

Videoyu her Galatasaray'lı izlemeli, izletmelidir. Videoda anlatılan ana tema şudur ;

Mor rengi Galat'ların rengiydi.. Turkuaz renginin Türk Milletinin geçmişteki rengi olduğu gibi.. Galatların kurduğu saraylara hitaben kurulmuş Galatasaray için aslında Mor rengi çok şeyi ifade ediyor.. Mor ayrıca cesaret ve asilliğin rengi. Bu sebeple bu sene mor seçildi. 2288 in açılımı da bu. Galat'lar 2288 sene önce bu topraklara geldi ve bu efsane tarihin ilk adımı oldu..



Ayrıca mitoloji ile ilginenler bilir. Bu safsatalara pek inanmasam da Mor rengi güç, otorite anlamına gelir. Otorite sahibi olan, güçlü olan kişiler ile özdeşleşmiştir. Adnan Polat ise konu ile ilgili şu yorumu yaptı ;

Biz bu sene formaları seçerken, klasik parçalı, beyaz forma ihtiyacı her zaman var ve bir de aykırı forma yapmak istedik, mor renk formayı seçtik. Geçen sene turuncu yapmıştık. Gelecek sene de 5-6 renk tespit edip, bu forma rengini taraftarımızın seçimine sunacağız. Bu formaların Galatasaray taraftarı tarafından satın alınmasını ve çok başarılı olduğumuz şu dönemde de forma satışında da şampiyon olmak istiyoruz."

Konu ile ilgili kulüp bir site yapmış ve anlatım mevcut. Siteye buradan ulaşabilirsiniz. Birçoğumuz mor formaya anlam veremiyorduk. Turuncuya daha yeni alışmıştık. Böylece formanın çıkma sebebi belli oldu. Kimse kulüp için kötü birşey düşünmemiş yani. Hata da yapılmamış. Böyle bir konu var ve bunu ön plana çıkarmak için böyle birşey yapmışlar. İsteyen yeterli görür isteyen yetersiz görür. Diğer rakip taraftarlar ise bizim umrumuzda bile olmamalı. Sonuçta formayı storeden onlar değil biz alacağız. Umarım bu yazımızdan sonra mor formaya daha başka bakarsınız. Bir kişi bile doğruyu bizden öğrense bizim için çok değerlidir.

Numara'lının gölgesinde : Cevad Prekazi

|

"İlk maçta çok hatalı bir gol yedik.Bitime yakın olaylar çıktı saha içinde.Maç durdu.Tekrar başladıktan sonra yediğimiz iki golü minik takım yemez.Neuchatel'de, Partizan'dan birtakım arkadaşım oynuyordu.Maçtan sonra konuşurken ben ona anlattım : "Unutma o olaylar olmasaydı iki gol atamazdınız.Siz çok iyi bir takım değilsiniz bu bir.İkincisi geleceksiniz stadı göreceksiniz ve orada öleceksiniz.O cehenneme girdiğiniz gibi titreyeceksiniz.Sen Partizan taraftarını biliyorsun, onlardan bariz 100 misli iyiyiz."

İstanbul'a geldiler,sahaya indiler.Ondan sonra aşağıda gördümki hepsi bembeyaz.Ne oldu diye sorduğumda "Bu ne yaa ? " oldu cevabı..."


* 0-3 lük biten N.Xamax maçının ardından, Ali Sami Yen'de 5-0 alınan efsane maç öncesi..

Galatasaray Dergisi - Mayıs 2004 sayısı

Forma Aşkı ve Bülent Korkmaz üzerine..

|



" Galatasaray Genç takımındayız Türkiye Gençler Şampiyonasında bir üst gruba çıkmak için Altay ile zorlu bir maça çıkacağız.. Ancak ben maç öncesi 39-40 derece ateşle yatıyordum.. Erkan abi (Masör Erkan Kazancı) beni hastaneye götürdü, iğne oldum bir süre hastanede kaldıktan sonra tekrar otele döndük.. Ayakta duracak halim yoktu.. Hem ateşim vardı hem de üşüme geliyor zaman zaman titriyordum..
Maç saati yaklaşıyordu. Hocamız Bülent Ünder ve rahmetli Salih Bulgurlu bana "Bülent sen otelde kal. Dinlen" dediler. Ama ben ısrarla maçı seyretmek istediğimi söyledim.. Hocalarımızda kulübede seyredeyim diye beni yedek listesine yazmışlar.. Ben de giyindim. Forma ve şortun üzerine iki eşofman giydim. Onun üzerine de mont giydim.
Yedek kulübesinde zaman zaman gelen titreme yüzünden bir de battaniyeye sarıldım.. Yedek arkadaşlar arasında "Adalı Bülent" diye bir arkadaşımız daha vardı. Adımız karşımasın diye ona "Adalı Bülent" diyorduk.. Takımımız 2-0 mağlup durumdaydı.. Bülent Hoca ve Salih Hocalar "Bülent soyun oğlum" dediler. Kendimde olmadan bir de baktım soyunmuşum, üzerimde ne battaniye kalmış, ne eşofmanlar bir de baktım ayakkabılarımı bağlıyorum.. Kafamı kaldırdığımda Bülent Hoca ile Salih Hoca'nın yüzleri ile karşılaştım.. İkisinin de gözleri buğulanmıştı.. O zaman bende jeton düştü.. Onların "Bülent soyun" diye "Adalı Bülent" arkadaşımızı kastettiklerini anladım.. Öyle göz göze bir kaç saniye kaldıktan sonra, Bülent Hoca "Hadi Koçum" dedi sırtıma vurdu ve sahaya çıktım.. Skoru 2-0 dan 3-2 lehimize çevirdik.. Ancak son dakikalarda bir gol daha yedik 3-3 oldu.
Penaltılarla Altay'ı eledik ve bir üst tura çıktık..."

Bülent KORKMAZ



Yeni sezon formalarını incelerken aklıma geldin Kaptanım.
Parçalı forma içinde hayal ettim seni.
Özledim be kaptanım..İsyanını özledim...

Sami Yen'de son maçta giy parçalıyı tak pazubandını çık sahaya..
Mabed'in son maçında sen olmalısın sahada..
Son üçlüyü sen çektirmelisin taraftara..

Son gideri sen yapmalısın rakibe, son itirazı sen etmelisin hakeme..


2 sene önce Eski Açık'ta açılan pankart gibi..

Unut Dediler Unutamadık !!
Bülent Korkmaz .. Bizde HALA öyle..

Kanının son damlasına kadar..

|

“Galatasaray – Fenerbahçe maçındayız. Maçın başlarında Ergün oyundan atılınca, Galatasaray sahada 10 kişi kalmıştı. Bu arada kafaya çıktığı bir ikili mücadelede Mustafa’nın kaşı gözü yarılıyor; burnundan kan gelmekte. Saha kenarına geliyor ve ‘ahlar, oflar’ içinde yere yığılıyor: O dönemde oyuncu değişimi diye bir şey yok. Gündüz yanına geliyor: “Nasılsın evladım?”

Mustafa: “Galiba oynayamayacağım, bitkinim, çok kan kaybettim” diyor. Gündüz, “Vücudunda biraz daha kan var mı?” diye soruyor. Mustafa, “Evet” deyince, Gündüz, “Öyleyse çık sahaya, onu da akıt öyle gel” diyor.

Bu laf Mustafa’da doping etkisi gösteriyor; dönüyor sahaya ve o gün maç bitene kadar da hayatının oyununu oynuyor! Sonuca gelince; 10 kişilik G. Saray, Metin’in 4 gol attığı maçta Fener’i adeta sahadan silerek 5-0 galip geliyor.”

Mehmet Emin Kunt
“Galatasaray ve Türk Futbolundan Geçen Bir Dev Baba Gündüz”


Galatasaray taraftarı için en önemli şeydir; arması için kanını , canını ortaya koyacak futbolculara sahip olmak.. Şu son yaşanılan 2 şampiyonluk, takımda arma aşkıyla oynayan futbolcu sayısının fazla olması sayesinde gelmiştir.Daha hafızalarda taze olan unutulmaz 2005-2006 sezonu şampiyonluğu, aylardır parasını alamayan,elle kolla atılmış gollere,haksızlıklara, isyan eden, endüstriyel futbola kafa tutan,sahaya 11 tane Metin olarak çıkan takımı hangi Galatasaray ' lı unutabilir.. Yine, 6 hafta teknik direktörsüz, yabancısız oynanan süreçte, Galatasaray Ruhu olarak nitelendirilien 1-0 lık gençlerbirliği maçından sonraki o çamurlu sahadaki görüntüleri hangi Galatasaray'lı hafızasından silebilir ?..

Galatasaray taraftarının görmek istediği bu mücadeledir.Bu Arma Aşkı'dır. Sahada; "sahadaki biz" olarak niteleyeceğimiz oyuncuları görmektir.Ancak bu futbolcuların sayısı gün geçtikçe azalmakta.. Hakan Şükür , Hasan Şaş gibi Galatasaray'ın simgesi, sahadaki biz payesine erişmiş futbolcular sahada yok artık.Şu anda bi Sabri, ki ne kadar fanatik bi Galatasaray'lı olursa olsun benim gözümde bu isimlerin yanından geçemez ama Galatasaray için vur de vurur öl de ölür.Diğeride bu efsaneleşmiş isimlerin mertebesine çıkması büyük olasılık olan, şimdiden Metin Oktay 'la özdeşleşmeye başlamış yeni kaptanımız Arda Turan'dır.Gerek duruşu,gerek Galatasaray'lılığı Arda Turan'ı özel kılmakta sahadaki biz haline getirmektedir.Galatasaray için kanının son damlasına kadar mücadele edeceğinden hiç bir şüphemiz yoktur.

forması Parçalı,ruhu Metin,kalbinde aşkı tek futbolcular..
Kanının son damlasına kadar Galatasaray !..


*takım için kanını akıtmak demişken yakın geçmiştende bir örnek verelim :
'Galatasaray'a kanımı vermeye geldim'
Cassio Lincoln
26.06.2007

Metin Oktay ve 10 Numaranın Öyküsü..

|

Galatasaray, Arda’ya ‘10’ numaralı formayı verdi... Hagi’den beri hakkıyla taşınamayan forma için, “Bu Metin Oktay’ın 10 numaralı forması” denildi.
***
Evet, Metin Oktay, Galatasaray’ın eşsiz 10 numarasıydı gerçekten... Peki, o ‘10’ numara Metin Oktay için eşsiz miydi? Yani, Metin’in hayalini kurduğu forma numarası ‘10’ muydu?
***
Bir hafta bekledim.
Kimse yazmadı...
İzmirli Metin’i ve ‘hayalini kurduğu forma numarası’nı ben yazayım bari.
***
Uzun öyküdür ama, ‘alt tarafı numara’ deyip, geçilemez... O ruhu, o heyecanı, o anlamı, uzun uzun bilmek gerekir... Hadi bismillah.
***
Sene, 1923... İzmir.
Cumhuriyet ilan edilmiş, işgal ve savaş dolayısıyla ara verilen spor faaliyetleri yeniden canlanmaya başlamıştı. Karşıyaka’da Karşıyaka, Alsancak’ta Altay önceden kurulmuştu... Basmane-Tilkilik-Namazgah’ın gençleri de ‘Cumhuriyet’le yaşıt’ bir kulüp kurmak istedi.
***Toplandılar, Süleyman Ferit Bey’e gittiler... Süleyman Ferit Bey kim? İzmir’in ilk Türk eczacısı, İzmir’in simgelerinden, Kemeraltı’daki tarihi Şifa Eczanesi’nin sahibi, bugünkü Eczacıbaşı Holding’in dedesi, Süleyman Ferit Bey...
***
(Buraya bir parantez açalım... O Şifa Eczanesi, şu anda Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nin içinde birebir haliyle yeniden inşa edildi. Dolapları, kullanılan malzemeler, orijinal... ‘Müze Eczane’, bizzat torun Bülent Eczacıbaşı’nın katıldığı törenle hizmete sokuldu. İzmirliler olarak teşekkür borçluyuz. Parantezi kapatıp, devam edelim.)
***
Süleyman Ferit Bey, arkadaşları Hacı Hasanzade Ethem ve Doktor Cevdet Fuat Bey’le oturur, “Bu kulübü kuralım” derler... Düşman denize dökülmüş, milli mücadele kazanılmış, bu muhteşem tabloya yakışır bir isim bulmak lazım... Düşünürler, taşınırlar, Zafer, Hilal, Kurtuluş isimleri üzerinde durulur... O anda der ki Süleyman Ferit Bey, “Arkadaşlar, milletimizin ordusuyla büyük bir Türk Cumhuriyeti kurduk, kulübümüzün adı da, büyük bir Türk imparatorluğu olan Altınordu olsun!”
***
Altınordu böyle kurulur... Süleyman Ferit Bey, hem isim babası, hem kurucu başkanı olur.
***
Altınordu’nun en büyük sportif başarısı, 1966-67 sezonunda kurulan Türkiye Basketbol Ligi’nin ilk şampiyonu olmasıdır... Ama futbolun yeri, hep ayrıdır... Birinci Lig’de de mücadele eden Altınordu, efsane futbolcular yetiştirmiştir. Bunlardan biri, Sait Altınordu...
***İstanbul’da doğmuştu Sait, 1910 yılında... Sonra İzmir’e taşındı ailesi... Futbola da İzmir’de başladı... Büyük yetenekti, hemen keşfedildi... Altay peşindeydi, Altınordu kaptı... 1926’da Altınordu formasını giydi, aralıksız, tam 27 sene çıkarmadı, sembolü oldu... 4 kez de A milli oldu... 1934’te Soyadı Kanunu çıktı... Hiç düşünmedi Sait... Hayatının en büyük anlamı olan Altınordu’yu aldı, soyadı yaptı kendine.
***
Makarayı biraz ileri saralım...
Sene 1953.
Gene İzmir.
Metin henüz 16 yaşında.
9-10 yaşından beri maç seyretmeye gidiyor, Altay’ı seyrediyor, Karşıyaka’yı seyrediyor, Altınordu’yu seyrediyor, onlardan sonra kurulan Göztepe’yi seyrediyor, ama bir kişiden gözünü alamıyordu... Sait Altınordu’dan... Kahramanıydı o... Sait’i taklit ediyor, topa Sait gibi vurmaya çalışıyordu. Sait gibi olacaktı... Bu niyetle futbola başladı... İzmir’in amatör kulübü Damlacık’ta... O zamanlar futbol bugünkü kadar genç değildi... Futbolcular 30’lu yaşlarda ancak forma bulabiliyordu. Ama Metin farklıydı... Büyük yetenekti... 16 yaşında forma verdiler ona, “Çık, ilk 11’de oyna” dediler... Ve, kadere bakın ki, hayali gerçek olmuş, Sait Altınordu’nun futbola başladığı yaşta, 16 yaşında forma giymişti.
***
İlk ne yaptı?
O her zamanki mahçup tavrıyla, “8 numaralı formayı giyebilir miyim?” dedi...
“Niye?” dediler? Cevabı şuydu:
“Sait ağabey, 8 numaralı formayı giyiyor, ben de onun gibi 8 numaralı formayı taşımak istiyorum...”
***
Sait Altınordu, İzmir’de futbolla ilgilenen herkes için olduğu gibi, Damlacık yöneticileri için de efsaneydi... Bu genç yeteneği kırmadılar, ‘aferin’ diyerek, ‘8’ numaralı formayı Metin’e verdiler.
***Çıktı, hakkını verdi.
Hayalini kurduğu ‘8’ numaralı formayla, gol kralı oldu...
***
Bir sene sonra, Yün Mensucat’a transfer oldu... Gene ‘8’i taşıdı... Gene kral oldu.
***
Bir sene sonra, İzmirspor’a transfer oldu... O zamanlar İzmirspor, sadece İzmir’de değil, bütün Türkiye’de tanınıyor... Daha profesyonelce yönetilen bir takım... Ve, o dönemde futbolcular mevkilerine göre forma numarası taşıyor... Dediler ki Metin’e, “Sen golcü adamsın, golcüler 9 numara taşır...” İtiraz etmek istedi ama, ‘olmaz’ dedi ağabeyleri... “9 numaralı formayı giyeceksin...” Metin de çaresiz boynunu büktü, ‘peki’ dedi. Gene gol kralı oldu.
***
Sonrasını herkes biliyor...
Bir başka milli mücadele kahramanı Kılıç Ali Bey’in oğlu, Gündüz Kılıç, Metin’i Galatasaray’a transfer etti, “10 numarayı giyeceksin” dedi, itiraz etmek ne mümkün, 10 numarayı sırtına geçirdi Metin... Gene gol kralı oldu.
***
Önce 8. Sonra 9. Daha sonra 10.
***Özetle...
Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük ‘10’ numarası Metin’in öyküsü işte bu.
***
‘10’ numarayla efsane oldu ama, onun efsanesi aslında ‘8’di.
***
Bu sene Galatasaray’da ‘8’ numaralı formayı hangi futbolcu taşıyacak bilmiyorum... Galiba Barış.
***
Metin Oktay olma sorumluluğu Arda’nın omuzlarında... ‘8’i kim taşıyacaksa, efsane Metin’in hayali aslında onun omuzlarında!
***
Demem o ki: Metin’in 8’i 9’u 10’u bu.
Ama illa ki, her numaranın bir tarihi, bir öyküsü, bir anlamı vardır... Ve, hangi kulüpte giyiyorsan giy, o numaranın ruhunu incitmemek için, hakkıyla giymelisin kardeşim.


Yılmaz Özdil

DEPO