07 Kasım 2009 Cumartesi

Tribün #26

01.03.1989 Monaco-Galatasaray maçı öncesi yaşananlar..
Fotoğraf: Tribün Dergi

06 Kasım 2009 Cuma

Yaşasın Bağımsız ultrAslan !

Sebahattin Reis,Yılmaz Başkan ve Ömer Ağabey T24'ün Diyarbakırspor maçı ve son günlerde bu maçla alakalı olan söylentilerle ilgili sorularını cevapladı.
T24 adına Selin Ongun'un gerçekleştirdiği röpörtajda Ağabeylerimiz herkesin örnek olarak alması gereken,sağduyulu ve samimi mesajlar verdi.
Röportajın tamamı aşağıda yer almaktadır.
Saygılarımızla


'Yılmaz Başkan Kürt, annesinin adı Türkiye'

- “Galatasaray-Diyarbakırspor karşılaşmasında tribünlerden bir grup Türkiye’yi gerecek sloganlar atarsa...” Bu olasılık endişelendiriyor mu sizi?

Sebahattin Şirin: Bakın, bizim Yılmaz Başkan (Yılmaz Tutuş) Batmanlıdır, Kürttür. Annesinin adı ise Türkiye'dir. Bizim tribünümüz budur.

Yılmaz Tutuş: Şunu baştan söyleyelim; “PKK dışarı” olayı yanlıştır. PKK ayrıdır, Güneydoğu insanı ayrıdır. Bu ikisini nasıl bir tutarsın arkadaş?

Sebahattin Şirin: Biz maçtan önce taraftarımıza internet sitemiz aracılığıyla sağduyu çağrılarımızı yaparız. Ama görmezden gelinen şu: Her tribünde vardır bu ruh hali. Bir grup “PKK dışarı” diye bağırır, o sloganın peşine takılanlar niye bağırdığını bilmez. Ama slogana katılır.

- O sloganlara katılanları tribün lideri bastırabilir mi?

Yılmaz Tutuş: Elimizden geleni yaparız, yapıyoruz da.


'Türk Kürt kardeştir pankartını Diyarbakır'da asarsak yanlış anlaşılırız'

- Tribün lideri ne kadar etkili olabilir bu tip zamanlarda?

Ömer Haliloğlu: Şimdi şöyledir; Yılmaz Başkan kapalı tribünde olur, Reis (Sebahattin
Şirin) settedir. Herkesin gözü Sebo abidedir. Sebo abi, “Sus” işareti verdiği an herkes susar. Bunu kapalısı da, yeni açığı da, numaralısı da görür. Tribün saygısına taraftar uyar. ultrAslan’da bu böyledir.

Sebahattin Şirin: Böyle kıvılcım anlarında olaya müdahil oluruz. Hemen başka bir tezahüratla konuyu değiştirmeye çalışırız. Oradaki “gergin ruhu” tribünden uzaklaştırmak görevimiz. Millet rahat olsun, Diyarbakır halkının zaten Galatasaray'a büyük sempatisi var. Orada çok taraftarımız olduğunu biliyoruz. Bizim tribünden böyle kışkırtıcı arkadaşlar çıkmaması için elimizden geleni yaparız.
Yılmaz Tutuş: Bakın bizim stadımızda “Türk Kürt kardeştir” pankartımız
devamlı asılıdır.

- Bu pankartı Diyarbakır maçında görecek miyiz?

Yılmaz Tutuş: Hayır. Bu maçta asarsak, millet yanlış anlar. Tahrik var sanabilirler.

- Türk bayrağı asar mısınız?

Sebahattin Şirin: Şimdi o da etki-tepki gibi algılanabilir. Art niyetli olduğumuz düşünülebilir. Çok bilinçli, çok hesaplı olmamız gerek.

Yılmaz Tutuş: Abi tamam ama, diyelim ki biri bayrak çıkardı, “Kaldırın” mı diyeceğim?

'Kahrolsun PKK pankartını Diyarbakır'da açmak cesaret ister'

- Sizin haberiniz olmadan tribünden bayrak ya da “Kahrolsun PKK” gibi bir pankart çıkabilir mi?

Sebahattin Şirin: O pankartı Diyarbakır'da açmak cesaret ister. Şimdi sakın, “Biz korkak değiliz” diyen çıkmasın. Bunu özellikle belirtiyorum; aslan gibi taraftarlığımızı yapacağız ama provokasyonlara kapılmayacağız. Zaten orada Galatasaray izleyicisine ayıracakları yer en fazla bin kişilik olacak. Bunun 300'ü maça İstanbul'dan giden taraftar olsa kalan 700 kişi bölge insanı olacak.

Yılmaz Tutuş: Şu da var, oraya gelen taraftar zaten Galatasaray'ı görmeye gelecek. Diyarbakır seyircisi taşkınlık yapmazsa bizden yana hiçbir şey olmaz.

- Taraftarı ne tahrik ediyor da bu tip mevzular çıkıyor?

Sebahattin Şirin: Anlık meseleler bunlar!

Yılmaz Tutuş: Bir anda insanlar kopuyor. Niye koptuğunu da, ağzından çıkanı da bilmiyor!

Sebahattin Şirin: Konumuzla ilgisi yok ama mesela Fenerbahçe maçında adam “Ali Şen başkan Fenerbahçe şampiyon!” diye bağırıyor. Ali Şen Fener'i küme düşürüyordu bunu bilmiyor mu? Ama slogana kapılmış, coşuyor işte. Tabii maçın skoru belli olunca kendine geliyor ya da tümden kopuyor!

'Arızayı çıkaran PKK muhabbeti değil, Fener bayrağı olur'

- O halde hemen soralım: Maç “Diyarbakır 3, Galatasaray 0” şeklinde bittiğinde taraftar ne yöne kopar?

Sebahattin Şirin: Tam tersi olacak, diliniz sürçtü galiba! (Gülüyor)

Yılmaz Tutuş: Ya diyelim ki öyle oldu, alkışlarız. Ülkeye zarar verecek bir şey yapmayız. Buna emin olun.

Sebahattin Şirin: Bakın biz her sene 18 Mart'ta organize olarak, 300-500 kişi Çanakkale'ye gideriz. Orada Batmanlı, Diyarbakırlı, Edirneli, Trabzonlu yan yana yatıyor. Bizim felsefemiz bu. Bu felsefemizi de tribüne yansıtırız.

- Şunu mu anlayalım; Diyarbakır'da “Çanakkale içinde Aynalı Çarşı...” diye başlayan bir tezahürat duyabilir miyiz?

Yılmaz Tutuş: Yok, orada olmaz. O da yanlış anlaşılabilir. Bunu kendi stadımızda söyleriz ama Diyarbakır'da yapamayız.

Sebahattin Şirin: Güle güle oynayıp gidip güle oynaya geleceğiz. Alkışlayacaklar bizi, ben buna inanıyorum.

Yılmaz Tutuş: Sen orada bir şey kaçırıyorsun Reis! Tek provokatör bir Fenerbahçe bayrağı açtığı zaman, tamam! Bizimkiler orada kopuyor.

Sebahattin Şirin: Bak bunda haklısın. Ama bu da iki taraflı. Şimdi şöyle oluyor; Diyarbakır'a Galatasaray gittiği zaman tribüne bir çocuk gönderiyorlar. Çocuk Fener bayrağı açıyor. Eğer Fener'in maçı varsa bu kez Galatasaray bayrağı açtırıyorlar.

Yılmaz Tutuş: Kıvılcım da buradan çıkıyor. Aslında arızayı çıkaran PKK muhabbeti değil. Adam Fener bayrağı açınca bizimkiler kopuyor, Galatasaray maçında da Fener bayrağı olunca Fenerliler kopuyor. Muhabbet bu.

'Kürtçe tezahürat olmaz ama Diyarbakırspor bayrağını tribünümüze asarız'

- İstiklal Marşı okunurken ayağa kalkmayanlar olursa galeyana gelir mi Galatasaray taraftarı? O zaman ne olur “muhabbet”?

Yılmaz Tutuş: İstiklal Marşı okunacak, ayağa kalkmayacak! Ben buna tepki gösteririm normal şartlarda. Ama orada provokasyona gelmeyiz, yaparlarsa seyirci kalırız.

Sebahattin Şirin: Diyarbakır'da misafiriz. Bir şeyler yapmamız gerekse bile tutmalıyız kendimizi. Böyle atmosferlerde bir kıvılcım yangın çıkarır; bunu unutmamalıyız.

- Bu maç için özel tezahüratlar var mı?

Ömer Haliloğlu: Koromuz çok dikkatli olacak. Diyarbakır'da yeni beste olmaz. Biz buradan 300 kişi gitsek, orada 700 kişi olsa o insanlara yeni besteyi öğretene kadar bir buçuk saat geçer. Akıcı bir tezahürat yapılamadan maç biter.

- “Barış” içerikli bir Kürtçe tezahürat şıkkı?

Yılmaz Tutuş: Hayatta olmaz. Büyük alerji yaratır. Kardeşlik mesajı veren bir içeriği olsa bile olmaz. Ama ne yaparız; Diyarbakırspor bayrağını tribünümüze asarız.

Sebahattin Şirin: Zaten maçtan önce Diyarbakırspor taraftarları derneğini ziyaret edeceğiz.

'Üst kimlik Galatasaray'dır, üst kimlik Türkiyeli olmaktır'

- ultrAslan tribününün siyasi yelpazesinde daha çok hangi görüş etkin?

Yılmaz Tutuş: Siyasete fazla girmeyiz.

Sebahattin Şirin: Ama tabii ülkenin birliği, milli manevi değerlerine yönelik sosyal içerikli mesajları veririz. Fakat mesela bizim tribünümüzde herhangi bir siyasi ideolojinin simgesi olan el işaretleri yasaktır. Her insanın ayrı siyasi görüşü var. Ama bunu tribünde gösteremezsin.

Ömer Haliloğlu: Üst kimlik Galatasaray'dır, üst kimlik Türkiyeli olmaktır.

Bu şartlar altında demokratik açılım yeşil sahaya nasıl iner sizce?

Sebahattin Şirin: Aslında açılımın adını yanlış koydular. Bence “insanlık açılımı” olmalı.

Yılmaz Tutuş: Yok Reis yok, o toplara biz girmeyiz. Devlet adamlarının işine tribünler girmez. Siyaseti siyasetçiler konuşsun; sporu spor adamlarına, spor bakanına bırakalım.

- Spor bakanının adı nedir?

(Bir süre düşünüyorlar. Tam o esnada Yaşar Haliloğlu cevaplıyor: Faruk Nafiz Özak).

Yılmaz Tutuş: Özak adam gibi adam! Harbi adam! Dürüst adam!

Sebahattin Şirin: Bakın bir Batmanlı olarak Trabzonlu bakanı nasıl övebiliyor arkadaşımız. Mesele budur. Eksiğimiz bunu yapamamaktır. Demokratik açılım tribünümüze çoktan inmiş, haberiniz yok! (Gülüyor)

'Galatasaraylı da küfrediyorsa o da çıksın ortaya!'

- Haber demişken spor camiasının gündemindeki bir başka konu da Ercan Saatçi ve Metin Özülkü'nün Galatasaray'a yönelik küfürlü konuşmalarının internete düşmesi. Bunun üzerine başlattığınız “Hürriyet alma” kampanyasını aşırı bulan taraftarlar oldu mu?

Ömer Haliloğlu: Ben öyle birine rastlamadım. Şimdi biz bu hadiseye tepkisiz kalsaydık taraftar bize “Neden bir şey yapmıyorsunuz?” diye soracaktı.

Yılmaz Tutuş: Türkiye'nin bu kadar gündemi varken Ercan Saatçi meselesini bu kadar tartışmak bence doğru değil. Ha biz bunu kendi aramızda tartışırız, boykotumuzu yaparız. Çünkü mahalle kahvesinde kendi halinde iki vatandaşın konuşması değil bu. Türkiye'nin değer verdiği iki sanatçının konuşmaları.

'Biz de Fenerbahçe'ye küfür ediyoruz'

- Siz Fenerbahçe'ye hiç küfretmiyor musunuz?

(Üçü birden cevaplıyor) Ediyoruz!

Ömer Haliloğlu: Ama ben taraftarım.

Yılmaz Tutuş: Benim kurumsal bir kimliğim yok.

Sebahattin Şirin: Ben bir gazetenin spor müdürü değilim.

- Galatasaraylı bir spor müdürünün Fenerbahçe'ye küfrettiği “özel konuşmaların” bilgisi dahilinde olmadan yayımlanmasından endişe duyar mısınız?

Yılmaz Tutuş: Benimki de şerefsizlik yapıyorsa o da çıksın ortaya.

Sebahattin Şirin: Herkes ayağını yorganına göre uzatsın.

Yılmaz Tutuş: Bakın tribünde Aziz Yıldırım'a küfrediliyor. Biz susturuyoruz. Bu kez bize adam diyor ki, “Siz Aziz Yıldırım'ın borçlusu musunuz?”

Sebahattin Şirin: Şu gerçektir, tamam her taraftar karşı takıma bir gün küfretmiştir. Ama tribünlerde koro halinde küfür olmaz, ben buna karşıyım.

- Tribünde küfür etmenin cezası nedir?

Ömer Haliloğlu: 1760 lira. Bir de altı ay maça girmeme yasağı var. Ve bu yasağı caydırıcı olacak ölçüde uyguluyorlar. Kameradan küt diye tespit ediyorlar, T.C vatandaşlık numaranı alıyorlar, cezanı da ev adresine gönderiyorlar.

'Bayan taraftar konsantre küfür ediyor'

Küfreden kadın taraftarlar oluyor mu?

Yılmaz Tutuş: Olmaz mı? İnanın o bayanlar küfredince ben başımı eğiyorum, utanıyorum.

Ömer Haliloğlu: Şunu söyleyeyim; böyle konsantre küfür duymamışsınızdır. Hanımlardan ilginç laflar çıkıyor.

Sebahattin Şirin: O esnada ne yaptığının farkında değil, yoksa dışarıdan kendini izlediğinde yaptığını onaylamaz. İşte tribünde bir şizofreni oluşuyor. Hanım taraflar için de erkekler içinde bu böyle.

- Kadın taraftarlarda artış var mı?

Sebahattin Şirin: Hanımlar çoğaldı, hem de müthiş bir ilgi var. Futbolun endüstriyelleşmesi, ekonomik iyileşmenin dışında bu ilginin bir de basın ayağı var. Bayan taraftar resimleri medyanın çok hoşuna gidiyor. Hanımlar da bunu çözdü, maçlara basın mensuplarının ilgisini çekebilecek özel hazırlıklarla geliyorlar. Mesela eline bir oyuncak alıyor, makyajını yapıyor, ilginç bir tişört giyiyor. Sıkıntı yok; memnunuz taraftarımızdan.

'Fethullahçılar bu takımı şampiyon yapıyorsa Allah razı olsun!'

- Yıllardır Galatasaray futbol takımı için süregelen bir polemik: “Fethullahçılar takımı sardı.” Bu tartışma tribüne nasıl yansıyor?

Sebahattin Şirin: Hakan Şükür ile başlayan laflar bunlar. “Fethullahçılar” denen kadroya bakıyorsun UEFA Şampiyonu olmuş! Sonra adam açıklıkla “Ben Fethullah Gülen’e saygı duyuyorum” diyor. Kime ne? Ben de Fethullah Gülen'e sempati duyuyorum. Ne olacak? Bu insanın memlekete hizmet ettiğini, Türkiye'yi dünyanın dört bir yanında açtığı okullarla tanıttığını düşünüyorum. Ama tribünümde bu şahsi fikirlere yer yok. Kime ne?

Yılmaz Tutuş: Aramızda her görüşten arkadaş var. Fethullah Gülen'e sempati duyan da, inançsız da, gayrimüslim de var. Sonra Fethullahçılar bu takımı şampiyon yapıyorsa, Allah razı olsun! (Gülüyor) Bakın ultrAslan oluşumunda, Galatasaray üst kimliktir. Diğer konular insanların özel dünyasıdır, karışılmaz. Onlar da bunu tribüne yansıtmaz.

- Takımındaki oyuncudan memnun olmayan taraftar sizin tribünde yer bulur mu?

Yılmaz Tutuş: İlke olarak o formayı her kim giyiyorsa onu destekleriz.

Ömer Haliloğlu: Ama tabii üzücü durumlar yaşıyoruz. Mesela Sabri en fanatik Galatasarylılardan biridir. Aynı zamanda tribünde en büyük tepkiyi görenlerdendir.

Yılmaz Tutuş: E Hasan Şaş? Bu kadar emek vermiş, adama tepki verildi.

Sebahattin Şirin: Özetle konu şu; futbolda dün yok bugün var.

'Elimizde 30 bilet var diye rant mı elde ediyoruz?'

- Tribün liderlerinin kulüplerin “bilet kredisi”ni ranta çevirdiği iddiası dün ve bugününüzde nasıl bir yer kaplıyor?

Sebahattin Şirin: Adam yüz milyar doları götürüyor. Biz elimizde 30 bilet var diye rant mı elde ediyoruz? Rantçılığı da ayağa düşürdüler.

Ömer Haliloğlu: Abi ben niye hâlâ kirada oturuyorum o zaman?

Yılmaz Tutuş: Yanlış, muhabbet yanlış.

- Doğrusu ne, anlatın?

Yılmaz Tutuş: Adam gidiyor içki içiyor, para harcıyor, kumar oynuyor ya da manitasıyla geziyor. Bizde bunlar yok.

Ömer Haliloğlu: Biz arma sevdalısıyız!

Sebahattin Şirin: Biz Galatasaraylıyız!

Dinamo Bükreş 0-3 Galatasaray


D zımbırtının yüzünden maçı dışarıda izlemek durumunda kaldık. Diğer maceraları deneyip maç saati kriz yaşamak istememiştim. GSMobile ile kadroyu öğrendiğimde hayal kırıklığına uğradım. Keita önümüzdeki hafta oynayamayacaktı ve bu maçta kesinlikle oynaması gerektiğini düşünüyordum. Aynı şekilde Elano'nun bu maçta Ayhan ile oynamasını ve Sarp-Topal-Barış'ın sert Diyarbakır'a saklanmasını istiyordum. Bu gibi yumuşak takımlara karşı Elano kendini takıma adapte edebilir ve moral bulabilirdi. Keita'da maç trafiğinden kopmuş olmazdı. Elano sonradan girince birşeyler yapmaya çabaladı ama zaman yetmedi. Neyse biz Rijkaard'ın 11'ine saygı duyalım ve maça geçelim.

Seyircisiz olması sebebi ile fazla haz duymadım maçtan. Galatasaray seyircisinin olması ise ilginç geldi. İlk kez rastladım ben böyle bir olaya. Mantıksız da gelmedi hani. Maça pas yaparak başladık. Tempoyu sürekli biz ayarladık. Rakip üstümüze hiç gelmedi. Daha doğrusu gelemedi. Sivas maçında beğeni toplayan orta sahamız bu maçtada görevini yaptı. Yetenek konusunda sıkıntılar olsada çok iyi pres yapıyorlar. Özellikle Barış rakibi çok iyi ıssırıyor. İlerideki oyuncularımız ile de skora gidiyoruz. Sabri Sarıoğlundaki çıkış devam ediyor. Yanlız yine başladı duran topların başına geçmeye. Bunu bırakması gerekiyor. Servet ve Gökhan Zan ise kendilerini fazla zorlamadılar. Hakan Balta ise pek gözükmedi. Orta yaparken biraz daha derine inse çok daha iyi olacak. Kewell muhteşem hareketlerle yine golünü attı. Baros'un yokluğunda gol yükü o mevkilere kaymaya başladı. Yanlız bu maçta dinlendirilmeliydi bence Arda ile birlikte. Arda çok iyi oynuyor denilemez. Biz onun sonuna dek arkasındayız. O bu takımın kaptanı, değişilmezi. Eski formuna döneceğinden şüphemiz yok. Oynadığı mevkinin çok sağlıklı olduğu söylenemez. Nonda golü atarak görevini yaptı. Yanlız sakatlanması yüreğimizi hoplattı. Resmi siteye göre bugün antrenmanın tümüne katılmış. Diyarbakır'da ona çok ihtiyacımız olacak. Frank Rijkaard bence değişiklikleri daha erken yapmalıydı. Ama muhakkak bir bildiği vardır. Bir de onu dinlemek gerekir elbette.

Maçta en heyecanlandığım an ise Hagi'nin ekranlara geldiği anlardı. Yine yanındaki tercümanla gelmişti El Commandate. Mehmet Topal'ın golünde içi gitmiştir elbette aynı bizler gibi.Ya da Atahan abinin dediği gibi ''Hagi, taraftarların "Hagi gol gol gol" isteğini ise artık son çare Mehmet Topal'ın bedenine girerek gerçekleştirdi.''


Rakibin bizi fazla zorlamadığı maçta biz de kendimizi zorlamadan 3 gol ile 3 puanı aldık. Adeta antrenman havasında geçti maç. Rijkaard belkide as oyuncuları oynatarak onları yormaktan ziyade dinlendirmiştir. Ter attılar diyebilir bu konuda. 2 maçta alacağımız 3 puan ile liderlik çok büyük ihtimalle bizim olacak. 4 puan ilede garanti oluyor. Ama 6 neden olmasın. İleriki turlar için çok umutluyum.

05 Kasım 2009 Perşembe

Türkiye’de Arda olmak !


Zordur bizim ülkemizde yıldız olmak. Çok yıpranır insan, yorulur, bıkar, kaçar, soyutlar hayattan kendisini.

Sürekli ispatlamak ister yetilerini ve sürekli yenileme misyonu yüklenir zoraki bir şekilde insanın sırtına.

Örnek olma, ders verme, yol gösterme gibi sorumlulukları da vardı aynı zamanda bu mertebenin. ’Yıldız’, çok kazanır, kazansa bile ’paçoz’ giyinmesi beklenir, arabayla değil bisiklet ile gitmesi istenir gideceği yere, otobüse binmesi istenir ondan, E-52’ye.

Giydiği ceket sorgulanır, ayakkabısının markası kurcalanır, parası merak edilir, sosyal statüsü masaya yatırılır, o sosyal statüyü verenler tarafından. Bizim yıldız yaratma sevdamız hiç bitmez. Parlatırız hep, cilalarız sonra...

Sonrası yok işte.

Barcelona’da Messi olmak kadar kolay değildir Türkiye’de Arda olmak.

Top toplayıcılık serüveni ile başlayan bir hayat hikayesinin, 20 milyonu aşkın insanın ateşini iliklerine kadar hissettiği bir takımda kaptanlık pazubandını koluna takmak kolay değildir; o parçalı formayı giymek de, Metin Oktay ütopyasının dayanılmaz ağırlığını taşımak da...

Bir Arda Turan yarattık; yıldız yaratmaya alışık olmadığımız toplumda.

Müthiş yeteneğine ek olarak sevimli, sempatik ve samimi görüntüleriyle kalbimize işledik Arda’yı. Gel Arda, git Arda, goller attı Arda, asistler yaptı, biraz daha Avrupa yöneltti bizim düşüncelerimizi, kıyaslarımızı.

Hep iyiken sevdik biz onu, hep iyiken destek verdik. Biraz sendeledi mi, başladık yine avuclarımızı ovalamaya. Neden? Çünkü biz, bu topraklarda yıldız yetiştiremediğimiz için yıldız yönetmesini bilmiyoruz.

Ne Maradona gibi "Benim veliahtım Messi, Agüero"; ne de Pele gibi "Benim veliahtım Robinho, Adu" diyerek insanları etki altına alabilecek isimlerimiz, efsanelerimiz var. Ne, Arda’nın futbol kalitesini yükseltebilecek eleştiriler yapacak basın mensuplarımız var, ne de Arda’yı doğru kullanabilecek, yönetebilecek futbol yöneticilerimiz...

Her futbolcu gibi Arda da kariyerinde zaman zaman zirve ve dip noktalarını görecektir. Şu anda dünyanın en iyi futbolcusu Messi de olduğu gibi.

Ancak burada önemli olan, Arda’yı doğru kullanmak, yönetmek, onu anlamak ve her şeyden önemlisi her yıl bir yıldız futbolcu yetiştiremeyen bir ülkenin topraklarında yaşadığımız gerçeğini unutmamaktır.

İçerisinde bulunduğumuz şartların realitesini en iyi bilmesi gereken insanlar taraftarlardır, özellikle Galatasaray taraftarı. Çünkü onlar bilirler, bu ülkenin patlama noktasını oluşturan futbolcuların Florya’da büyüdüğünü.


Bu yazıya rastladım 2 gün önce. Katılmamak elde değil. Bir olay ile bağdaştırmak istedim. Eurooğlu emre bizdeyken hakkında eleştiriler bitmedi. Malum sattı gitti dayadı kıçını azizeye. Basın aniden sustu. Hayranı oldular malum kişinin. Onun için Arda yapılan bu oyunlara sen gelme. Basına demeç felan verme. Gerekirse kulübün televizyonuna konuşursun. Rahmetli Metin Oktay'ın basın için söylediklerini aklından çıkarma. Biz seni seviyor, sana güveniyoruz. Khalkedon'da yenilmek mi? Hiç kafana takma. Ne demiş benim yüce atalarım. Gün gelir devran döner volkan domalır Nonda gömer ! Arda Olmak Kalabilmekten Daha Kolaydır...

Mutlu Yıllar Mustafa Sarp

04 Kasım 2009 Çarşamba

Amatör Şubelerden


Yoğun futbol gündeminde amatör şubelerimize çok yer verememiştik. Şimdi şubelerimizin sezon başından beri aldığı skorlar ile yorumlarımızı geç olarak paylaşıyoruz. Bu yazıyı genel bir değerlendirme olarakta kabul edebilirsiniz.

İlk önce erkek basketbol takımından başlayacak olursak ligde 3 maçta 2 galibiyet aldığımızı görüyoruz. Bildiğimiz gibi Türkiye Kupasında 3 maçıda kazanarak gruptan çıkmıştık. Sezona Abdi İpekçide başladık. Oyak Renault maçında tribünler tam olarak dolu değildi ama arma sevdalıları yerlerini aldı. Maçı 68-63 kazandık. Maça baktığımızda 18 sayı ile Rancik en skorer oyuncumuz oldu. Fazla skor üretemesekde daha sezonun ilk maçında yaptığımız savunma etkileyiciydi. Maçın sonuna doğru biraz gevşememiz skor farkını azalttı. 4. periyotlara daha iyi konsantre olmalıyız. Sezonun 2. maçında talihsizlik sonucu Kepez Belediyesine 74-63 yenildik. Kepez çok iyi takım kurmuş. Daha alışma aşamasındaki takımımız bu takımları rahatlıkla yenecek kapasitede değil. 3. maçta ise evimizde Erdemiri uzatmalarda 98-89 yendik. Rakip oyuna çok iyi başladı. Sonradan mücadelemiz ile onları yakaladık ve öne geçtik. Yanlız maç sonunda gereksiz stres yaparak rakibe yakalandık. Uzunlarımız Hüseyin seviyesinde olmasada başarılı sayılır. Jasaitis ise sisteme alıştıkça lider oyuncu görünümünü alacaktır. Yapılan yerli transferler ise bizi hedefe götürecek kapasitede değil henüz. Yanlız verilen mücadeleden herkez memnun.

Sezon öncesi son yorumumu yapmak istiyorum. Bu kadro ile ligi 4. bitirmek büyük başarı olacaktır. Takım savaşan ve genç bir takım. Her sene yabancıların değişmesi geleneği devam ediyor. Tribündeki herkez birbirini tanıyor, yüzler aynı ama taraftar sahadaki oyuncuları tanımıyor. Artık bir an önce Ülker belasından kurtulup yeni bir anlaşma yapmalıyız. Yoksa bu sistem içinde yok olur gideriz.

Bayanlar voleybol ligine ise malum takıma yenilerek başladık. Yeni kurulan takımımız daha lige hazır olmadan böyle bir maçta başarısız oldu. Kadromuz oldukça kaliteli. Birbirimize alıştıkça daha iyi olacağız. 2. maçta ise Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom'u 3-1 mağlup ettik. Geçen sezon çeyrek finalde elediğimiz takıma yine çelme takan biz olduk. Mükemmel oynadık diyebilirim. Kaybettiğimiz ilk sette bile kazanacağımız belliydi. Maça 2288 formaları ile çıktığımızda ekleyelim. Fotoğraflar burada. Sezonun 3. maçında ise evimizde Ereğli Belediyesi'ni 3-1 yendik. Maçta setler ise 25-19,25-12,23-25,25-28 şeklinde oluştu.

Erkek voleybol takımımız sezona flaş transferlerle başlamıştı. Zaten hepsinide burada belirttik. Sezona aynı bayan takımımız gibi malum takıma mağlup olarak başladık. 2. maçta ise
Belediye Plevnespo'u deplasmanda 3-1 mağlup ettik. Setler: 19-25,27-25,19-25,25-27 şeklindeydi. Galatasaray’ da Ashlei Nemer ile Philippe Barca’ nın skorer olduklarını görüyoruz. Zayıf rakip karşısında kalitemiz ile maçı kazandık. Tecrübemiz ile bu sene çok puan toplarız. Takım oyunuda eklenirse en üst sıralar bizi bekleyebilir. Sezonun 3. maçında Diltaş'ı evimizde 3-2 mağlup ettik. Konya temsilcisinden 2 sayı yememiz üzüntü verici. Çok kötü oynadığımız bir karşılaşma olarak göze çarpıyor. Ama hücümdaki etkinliğimiz bizi skora götürmeye yetti. Son maçta ise deplasmanda Bozkurt Belediye'yi 3-1 yendik. Bu seneki hali ile Bozkurt Bld. nin kümede kalma şansı bana göre yok denecek kadar az. Bize ölçü asla olamazlar.

Bayan basketbol takımımız sezona Botaş galibiyeti ile başladı. Maçta Işıl Alben parkelere geri döndü. Beni en çok sevindiren bu oldu. Maçı 70-59 kazandık. Her ne kadar protestolar olsada Nilay'ın kendi sahamızdan attığı 3'lük ilginçti. Avrupa'da ise geçen sezon Uleb finalinde yendiğimiz Taranto ile karşılaştık. Maç bu sefer Abdi İpekçideydi ve gereken ilgi yoktu. Arma sevdalıları yine oradaydı elbette. Maç saatlerinin Buca ile çakışmasıda bunda etkendi. Maçı 76-64 kazandık.
Bence maçın yıldızı Leuchanka’ydı.Bir pivota göre çk hızlı ve gerektiğinde isabetli dış şutları var, çok ama çok yararlı bir transfer. Oyun felsefemiz hakkında net söylemler aktarmak çok zor. Ancak kendimizi zorladığımızda, hızlı basketbol oynamaya çalışan, set hücumlarında ilk önce pota altını düşünmeye çalışan bir takım görüyoruz sahada.Bu kupada hedefimiz şimdilik çeyrek final olmalı. Tecrübe kazandıkça en üstleri hedefleyebiliriz. Ligde ise 2. maçta İstanbul Üniversitesini 83-65 yendik. Özellikle tribünde içgüveyi Ercan'ın kulakları iyi çınlatıldı.

03 Kasım 2009 Salı

Galatasaray Dergisi 84.Sayısı


Sabahın köründe kalktım mâlum domuz gribi haberlerini televizyonda izledikten sonra boynuma atkımı bağlayıp,dışarı çıktım boğazım ağrıyordu.İçimden bir ses ''yoksa?'' diyordu..(yok yok değilmişim soğuk içtik) Gazete alırken uyku sersemliğiyle ''bugün ayın kaçı lan?!'' dedim kendi kendime 3 kasım yani doğum günümdü pek kutlayan olmadı ben bile unutmuştum zaten.Kendime doğum günü hediyesi almaya karar verip, kapakta Sabri'nin 'supersonic' pozunun olduğu dergiyi almaya gittim.Aha Harry Kewell posteride varmış al sana doğum günü hediyesi :).
Dergiye bir göz gezdirdikten sonra ''Futbol Blogları'' sayfasında bloga yer ayrıldığını gördüm (okuyunca şok oldum orası ayrı mesele) Sanırım dergi çalışanları blogda 4 kişi yazdığımızı fark etmemişler. Burak Yılmaz tek başına yazıyormuşta haberimiz yokmuş :) Bu işin şakası tabii. Derginin bize ayırdığı bölüm Burak'a gelmiş öneriler ve iltifatlar için Burak adına biz teşekkür edelim :) Son olarak bizler 'radikal blog'un yazarları olarak futbolun/sporun 'sadece Galatasaray' olduğuna inanan kişileriz.Birşeyler yazmaya/yapmaya çalışıyorsak yine 'sadece Galatasaray' için yapıyoruz. Şu güne kadar bizlere zaman ayırıp okuyan,öneren herkese teşekkür ederiz.
Blogda 4 kişi yazdığımızı farketmeselerde, :)
Bizlere satır ayırdıkları için Galatasaray Dergisi emektarlarına blog ekibi olarak teşekkür ederiz.
Harry Kewell posteri ve bu güzel doğum günü hediyesi için ben ayrıca teşekkür ederim :)

01 Kasım 2009 Pazar

Arman için oyna...



Futbolun yukarıdaki ortamı sağlayacak kadar güzel, hissi bir oyun olduğuna inanıyoruz... Futbol için ağlanır mı, futbol için sabahlanır mı, futbol için ölünür mü... sorularına cevabımız "evet" abiler, ablalar. Futbol olmasa hiçbir halt yiyemezdik çünkü, Tanrı güzel bir oyun yaratmış, o topa derin anlamlar yüklemiş ve dünyanın tam ortasına indirmiştir oyunumuzu, lakin insanoğlu pek çok şeyin orta yerine sıçtığı gibi futbolun da içine sıçmak istemiş ve bunu başarmıştır.

Yukarıdaki çocuklar Avustralya'da bir çölün ortasında futbol oynayacak, bunun için gerekli ortamı sağlamaya uğraşacak kadar manyaklaşmışlar, hepsi o beyaz tebeşirle çizilmiş sahanın içinde dilediğince oynayabilmek, ortaya hakiki birşey çıkarmak için oynuyor, gönüllerindeki futbol aşkı, kalplerinin ta içine kazılmış, o "arma" için oynuyorlar.

Bu ahval ve şerait içinde tabi ki para için değil, arma için oynayan, porsche'a binmek için değil stadın kokusunu içine çekmek için ter döken adamlara gönlümüz daha bir kayıyor. Avrupa'ya gidip kendini kurtar oğlum geyiklerine tepkimiz "hadi lan oradan" demekten ileri gitmez arkadaşlar, biz çünkü bu topraklar üstünde yaşam bulan herşeye inandığımız gibi, ingiltere'nin pek ambalajlı stadlarında keyif çatan bir Galatasaray'lı oyuncu görmektense, Ali Sami Yen'de bizimle birlikte cefa çeken, bizim sevgimizle taşan oyuncu görmek istiyoruz. Çünkü amacımız budur, buradan kaçmadan, Türk olmayan takımları yenmek, Türk olup Türk olmayan takımlarda oynamak olsa olsa lüks ve daha fazla para kazanma merakıdır.

Not:Kefenin cebi yoktur...

Galatasaray - Sivasspor

Fotoğraf: zajebiście
Dk.11 Nonda, Dk.45 Kewell

31 Ekim 2009 Cumartesi

NKFVAS


Çok uzun bir yazı yazdım. İçi çok da dolu bir yazı. Sonra fark ettim ki hepsini boşuna yazmışım. Sonra sildim yazıyı.Videoyu izleyin yeter. Video için buraya
alternatif link .


Not: Başlıktaki küfür cinsellik içermemektedir(!)

30 Ekim 2009 Cuma

Derbiyi Kazanamadık Diye !

video

Derbiyi Kazanamadık Diye,
Şampiyonluk Gitti Zanetme..
Üstünüzdeki Forma Güç Verir Sizlere,
Hakkını Verin Sadece...
Hakkını Verin Sadece...

Bu arada son günlerde takılan kapaklara Keita birisini daha eklemiş ;
'Türkiye’deki Hedeflerimde İki Gözümden Birini Kaybetmek Yok'
Kapak

29 Ekim 2009 Perşembe

Gerizekalılar!


angut.com açılış sayfasına koyduğu video ile kendi taraftarını bile keklemeye çalışacak kadar gerizekalı olduğu bir kez daha göz önüne serdi.Buna inanan salaklarda her yerde ''Keita'ya bardağı siz attınız'' dedi.Sadece o salaklar mı dedi? Hayır.Kulubün resmi yayın organı fb tv bile kendi taraftarına bu yalanı inandırmaya çalıştı.fb tv'nin deplasman tribünündeki ağlardan haberi yok mu bilinmez. Sizleri şimdi benjcev'in blogundaki kapaksal yazısıyla baş başa bırakıyor esenlikler diliyoruz.


Gene Ana sayfasına saçma sapan bir video koymuş, angut.com. Görüntü işlemci biri olarak diyebilirim ki, evet görüntüde sadece halkayı çizmişler. Başka montaj, oynama falan yok. fakat eksik.

Görüntülere bakınca, suyu galatasaray taraftarı atmış gibi görünüyor. Fakat, eğer görüntü 1. sn önceden verilmiş olsaydı, suyun kale arkasındaki fenerliler tarafından atıldığı anlaşılacaktı. Nitekim, koyulan videonun ilk iki saniyesi kesilirse de, suyu polisler atmış gibi gözükecek. Siz de kendi evinizde bunu pek rahatlıkla deneyebilirsiniz, analitik düşünmeden yoksun angut.com'cular.

Gerçi bu kadar açıklamaya bile gerek yok. İzlediği yola göre suyun üstteki fileye takılacağı açık. Eğer tabii, suyu filenin arasından geçirip kendi futbolcusuna atabilecek kadar yetenekli bir o kadar da manyak, deplase olmuş Galatasaray taraftarı varsa bilemem.

Eğer, buna inanan saf, temiz kalpli, fenerliler varsa yazık. Merak etmesinler, federasyon aksini düşünse bile, öyle bize verdiği gibi cezalar vermeyecektir kendilerine. Heba etmesinler kendilerini.

angut.com, yalanlarla kendi taraftarını keriz yerine koymaya devam ediyor. Kendileri de bu pisliğe inanıyorsa, yatacak yerleri yok.

http://ohabeprekazi.blogspot.com/2009/10/angutcom.html
Ha birde Alex'in hanımı vardı bilin bakalım bu şıllık ne yapmış?
Son olarak kıvırın bakalım gerizekalılar daha ne kadar kıvıracaksınız!?

Galatasaray 2-1 Bucaspor


Rakip takımın futbolcularının aklında kura çekildiğinden beri 91. dakikadaki forma değiştirme anı vardı. Bünyamin dallaması en baştan delikanlı olsa bu futbolculardan birisi Keita 11 yazılı formaya sahip olacaktı. Aynı şekilde Milan Baros 15 'e de.. Yürüye yürüye kazandık. Seri başı olmamamız sevindirici. Kim bilir belki gruplarda Bucaspor'un renkdaşı suyun öteki tarafındakilerle karşılaşırız. Green Street Hooligaans'daki kura çekim sahnesi tekrar yaşanacak. Tek duamız budur. 10 yıllık bu işi 2010'a ertelemeye hiç niyetimiz yok..

17' Kewell
32' Arda T.

Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun

28 Ekim 2009 Çarşamba

İşte Bunu Demek İstemiştim..


Dünkü yazımda derbi hakkındaki yorumlarımı yazmıştım. Aklımda birşey vardı ama bunu tam olarak olmasa da yazıya dökmüştüm. Resmi sitede Frank Rijkaard'ın açıklamasını görünce işte budur dedim. Çubukluların 100 yıldır yaptığı oyunları 5 ayda anladı Rijkaard. Ne kadar bayrak adam olduğunu da gösterdi. Onlar her ne kadar bizi çığırdan çıkarmaya çalışsalarda tek yapmamız gereken sakin olmak. Sinirli olmamak. Eminimki bunu bitirecek kişi de o olacaktır. Bakın neler dedi Rijkaard ;


"Yaşanan tüm olaylar rakibin stratejisinin bir parçasıydı. Çünkü bizim iyi bir takım olduğumuzu biliyorlardı. Ama ne yazık ki onların oyununa geldik. Rakip taraftarlar futbolcularımıza birçok şeyler attılar. Ama biz bunu maç öncesinde konuşmuştuk takımımızla. Böyle şeylerin başımıza geleceğini söylemiştik. Futbolcularımıza, bizi provoke edeceklerini şöylemiştik. Bunu da iyi yapıyorlar gördüğünüz gibi. Herşey çok açık, görüntülerde de görebiliyoruz. Bizden çekindikleri için bu tip şeyler yapmaya çalıştılar. Bizim yapmamız gereken sakinliğimizi koruyup cevap vermemekti. Ama ne yazıkki biz de bu tip oyunlara dahil olduk. Bu kötü bir durum, hakem de pozisyonun içindeydi. Ama kesinlikle futbola yakışmayan görüntüler. Çünkü futbol dünyanın en güzel oyunu.


Keita’nın pozisyonunda gördüğünüz gibi taraftardan gelen bir madde var. Geldi konuştu. Maçtan önce istediğiniz kadar konuşun. Çünkü maçtan önce çok konuştuk bunları. Ama nederseniz diyin, sakin kalın, bunların farkında olmanız lazım, bu tip şeyler başınıza gelecek. İstediğiniz kadar uyarıda bulunun, bu tip şeyler futbolcunun başına geldi mi sakin olamıyor. Ben bir kez daha seyrettim penaltı pozisyonunu. Ben penaltı değil gibi düşünüyorum. Gerçekten maçtan sonra bunları konuşmak yersiz ama penaltı olmadığını düşünüyorum. Öncelikle şunu söylemem lazım. Taraftar baskısı, oradaki atmosfer bir bahane olamaz. Çünkü bir futbolcu sahaya çıktıktan sonra kendi işine odaklanıp onu yapmak zorundadır. Kesinlikle taraftarı bir kenara bırakması lazım.


Tabi bu maç artık gemişte kaldı. Bu maç bitti. O yüzden benim her zaman söylediğim gibi en önemli maç önümüzdeki maçtır. Şimdi kesinlikle ona konsantre olmamız lazım. Şu ana kadar çalışma şeklimizle çalışmaya devam edersek ve şu ana kadar oynadığımız oyun mantalitesiyle devam edersek çok güzel şeyler yapacağımıza yürekten inanıyorum. Bu kapasiteye sahip olduğumuzu düşünüyorum. Her takımı yenebilecek kapasitemiz var. O yüzden bunları yapmamız lazım. Tekrardan taraftarımıza olumlu mesajları vermemiz gerekiyor."
Blog Widget by LinkWithin