-->

09 Şubat 2010 Salı

Rögar Kapağı


“Galatasaray aleyhinde açıklama yapan başkanlar kervanına Antalya ve Kayseri'den sonra fenervahçe Kulübü Başkanı'nın da katılması ve O'na eşlik eden medyadaki yandaşlarının hezeyanla yüklü yazı ve konuşmaları aslında Galatasaray'ın ne kadar doğru yolda olduğunun göstergesidir.

Galatasaray olarak rakiplerimizin icraatlarına hep saygılı olduk. Açıkçası biz bu duruşu sergilerken, rakiplerimizden de aynı saygıyı bekliyoruz. Transferde kimin yanlış yapıp yapmadığı sezon sonunda belli olacak. Biz şampiyonluk kupasını 18. kez havaya kaldıracağımıza inanıyoruz. Kendisini dünya kulübü olarak görüp, transfer yapmadıklarını söyleyenler ara transferde 4 milyon euro harcadıklarını nasıl açıklayabilirler.

Gerçek bir dünya markası olan Galatasaray'ın ezeli rakibinin başkanı, marka değerini yükseltmek isteyen Kulüpler Birliğini temsil ederken, bizim icraatlarımızla ilgili yorum yapması hiç de şık durmamaktadır. Kulüpler Birliği Başkanı Sayın aziz yıldıvım'dan bizim transferlerimizle ilgili yorum yapmasını değil, sahada iki sezondur kasti tekmelerle sakatlanan oyuncularımız için çözüm bulmasını bekliyoruz.''


Haldun Üstünel

ŞAK

Sesini Duyan Var mı?

08 Şubat 2010 Pazartesi

Galatasaray Takımlarının Haftalık Değerlendirmesi #5


Bayanlar Voleybol Avrupa Kupası
Kralovo Pole Brno 0-3 Galatasaray


Türkiye Basketbol Ligi
Erdemir 76-74 Galatasaray

Eurolig Top 16 2. Maçı
Galatasaray 50-61 Ekaterinburg

A2 Ligi
Galatasaray 1-0 Kasımpaşa

06 Şubat 2010 Cumartesi

Kayserispor 0 - 0 Galatasaray



Lucas Neill Oley !

05 Şubat 2010 Cuma

Meclis - i Mevzu

Ülkemiz için çok garipsenecek bir olay değildir TBMM'de seçilmişlerin bir birlerine girmesi durumu. Bu mevzular kimi zaman sözlü-küfürü olur, kimi zaman bardaktan su fırlatmalı, kimi zaman çiğ köfte savaşlı kimi zaman da bildiğimiz tekme-tokat şeklinde cereyan eder. Epeydir geçtiğimiz gün ki gibi büyük çapta bir mevzu olmamıştı aslında nerdeyse unutmaya başlıyorduk bu tür sahneleri. Sağolsunlar unutmamıza izin vermediler seçilmişlerimiz. TBMM karıştı, bir birine girdi yine. Hepimiz gördük izledik, belki üzüldük belki kızdık belki güldük ağlanacak halimize. Fakat bizler bununla da yetinmedik. Düşündük taşındık ve yıllardır tribünlerden biriktirdiğimiz tecrübelerle nacizane bir çözümleme yaptık. Hep başkaları bizim için çözüm üretecek değil ya..

Bu tür mevzuların önüne geçmek için ilk etapta seçilmişlerin Meclise geliş ve gidişleri farklı güzergahlardan yapılmalı. Koltuk çoğunluğuna göre ulaşımı en rahat olan nizamiyeden en sıkıntılı olana girişler ayrılmalı. Mesela en çok seçilmişe sahip olan parti Dikmen tarafında ki nizamiyeden giriş ve çıkış yaparken diğerleri deplasman tarafı sayılıp yan ve arka nizamiyelerden yapmalı. Meclis koridorlarına girmeden önce seçilmişler aranmalı ve tüm yabancı maddeler ayıklanmalı üstlerinden. Aynı alanda promil ölçümü de yapılmalı. Meclis salonunda ki farklı partilerin koltukları arasına asgari 2 metre yükseklikte buzlu cam ya da plastik panaller yerleştirilmeli. Böylece seçilmişler bir birlerini göremeyecekler ve olası bir gerginlik anında diğer partinin alanına geçemeyecekler. Farklı partilerin oturma alanları arasında güvenlik boşluğu bırakılmalı ve aralara özel güvenlik görevlileri yerleştirilmeli. "Sığmıyoruz" şeklinde tepkiler oluşması durumunda özel güvenlik sayısı biraz azaltılıp seçilmişlere yer açılmalı. Seçimişlerin oturmakta olduğu koltuklar ile konuşma kürsüsü arasında ki boşluğa tel örgüler örülmeli. Tel örgünün arka tarafına Çevik Kuvvet ekipleri yerleştirilmeli. Böylece konuşma yapmakta olan şahsa yönelik bir müdahale engellenmiş olacaktır. Kürsüde ki sular biberon şeklinde plastik bardaklarda verilmeli. Seçilmişlerin bir birlerine su fırlatması olayı da böylece sona erer. Tüm bu önlemlere rağmen çıkan mevzularda ise mevzu çıkartan seçilmişlere ilk önce portakallı biber gazı sıkılmalı, jopla kaskla saldırılmalı ve ardından 6 ay men ve 1500 TL ceza kitlenmeli.

Bu ülke de taraftarlar için çözüm olarak bunlar düşünülüyorsa ve uygulanıyorsa. Üstüne üstelik başarılı olduğuna kanaat getirip devam ettiriliyorsa demek ki TBMM'de de uygulamaya sokulması yararlı olacaktır. Sonuçta o da insan o da insan. Öyle değil mi?

ultrAslan Karşı - Meclis-i Mevzu

Voleybol Avrupa Kupasında Çeyrek Finaldeyiz !


Galatasaray Bayan Voleybol Takımı Avrupa Kupası'nda çeyrek finale kaldı. Rakibi Brno'yu hem evinde hem deplasmanda 3-0 yenen takımımız büyük bir başarıya imza attı. Çeyrek finaldeki rakibimiz ise Ukrayna'dan oldu. Şimdi Savaş abinin tanıtımıyla yeni turdaki rakibimizi tanıyalım. Kupa yolunda aslan kızlarımıza başarılar dileyelim.

Kadrosunda hiçbir yabancı oyuncusu olmayan Severodonestk takımı, CEV Cup’tan elenerek Challenge Cup’ a dahil olan takımlardan. Ukrayna takımı bir önceki turda güçlü Yunan temsilcisi İraklis’ i deplasmanda ve kendi sahasında 3-0 ile geçerek çeyrek finalde Galatasaray ile eşleşti.

Son maçta kendi sahasında 2400 kişilik taraftarının da desteğini arkasına alan Severedonestk, 25-23, 25-19 ve 25-11 gibi açık ara setlerle rakibini kupa dışına itmeyi başardı.

Galatasaray Bayan Voleybol Takımı, çeyrek ilk maçını 16/17 veya 18 Şubat tarihinden birinde deplasmanda, 23/24 veya 15 Şubat tarihlerinden birinde İstanbul’da oynayacak.
Bir Avrupa Kupası maçı için gidilebilecek en uzak şehrin takımı olan Severedonestk İstanbul’dan yaklaşık karayolu ile 2.100 km uzaklıkta bulunuyor.

Deplasmanda oynanacak olan maçı Rusya’dan Pavel Anderson ve Arnavutluk’tan Rudina Omani yönetecekler. Severedonestk takımımın tamamı Ukraynalı oyunculardan oluşuyor ve kadrosunda şu isimler yer alıyor:

Arina BAKHRAMOVA, Ganna BURBELYUK, Maryna DEGTYAROVA, Anna DIACHENKO, Khrystyna DIEZHKINA, Oleksandra GARSHYNA, Iryna KOMISAROVA, Olga KOSTINA, Svitlana LIDYAYEVA, Ganna LISIEIENKOVA, Viktoriya LUK’YANETS, Yuliya PAKHOMENKO, Olga SAVENCHUK, Olena SYCH, Ol’ga TRACH.

Maçlarını 3.000 kişilik Ice Palace of Sports salonunda oynayan Severedonestk takımı, CEV Cup’ta oynadığı ilk tur maçında Belçika’nın VDK Gent Dames takımına her iki maçta da 3-2 yenilerek Challenge Cup’ a dahil oldu. Bu kupaya katıldıklarında ilk rakipleri olan Fransız SES Calais takımını her iki maçta da 3-0 ile geçerek İraklis ile eşleşmişlerdi.

Bayanlar CEV GM Capital Challenge Cup’ta dün gece oynanan maçlar sonunda çeyrek finale çıkan takımlar ve eşleşmeler şu şekilde gerçekleşti.

Severedonestk ( UKR ) – Galatasaray
Panatinaikos (Yunanistan ) – Vilsbiburg ( Almanya )
Dresdner ( Almanya ) – Istres Ouest Provence ( Fransa )
İmpel Gwardro Wroclow ( Polonya ) – Minchanka Minsk ( Belarus )

Bu eşleşmelerde ilginç bir durumla karşılaşıyoruz. Bir üst kupa olan CEV Cup’tan gelen 4 takım, turnuva başından beri Challenge Cup’ta mücadele eden takımlar ile eşleştiler. İlk maçlarda ev sahibi ekipler CEV Cup’tan gelen takımlar, misafir takımlar ise Challenge Cup takımlarıdır.

Galatasaray’ın çeyrek finaldeki şansının ilk maçta elde edeceği sonuca bağlı olduğunu belirterek özellikle deplasmandaki maçın çok büyük önemi olduğu söyleyebiliriz.

Savaş Eskigülek - ultrAslan Forum


04 Şubat 2010 Perşembe

Gidenler, Jo ve Şampiyonluğa Giden Yol

Galatasaray'ımızda devre arasında beklenmeyen bir sirkülasyon oldu. Nonda, Linderoth, Aydın, Alpaslan, Serkan Çalık, Semih Kaya ve Serdar 2. yarıda takımımızın formasını giyemeyecek. Nonda ve Linderoth'un gönderiliş sebebini biliyoruz ve burada yazmıştık. Şimdi diğer oyuncularla ilgili derleme yapalım.

Aydın Yılmaz aramızdan ayrılan son isimdi. Daha önce çeşitli takımlarda kiralık olarak şansını denemiş, kısmen iyi kullanarak takıma dönmüştü. Zaman zaman umut verici oynasada asla istikrarlı olamamıştı. Yetenekliydi ama fiziksel olarak yeterli değildi. Maçlarda süreklilik gösteremiyordu ve yeni transferler ile kadroda yer bulması zordu. Transferin son saatlerinde Eskişehirspor'a kiralık olarak gönderildi. Opsiyonu Eskişehirspor'da olan Aydın'ın geri dönmesi artık mucizelere bağlı. Eskişehir ondan beklediğini bulursa satın alacaktır. 1 milyon gibi rakam konuşuluyor. Bu rakam gayet güzel. Eğer oradada şansını kullanamazsa başka takıma tamamen gönderilecektir. Kısacası Aydın için Galatasaray defteri şimdilik kapanmıştır.

Alpaslan ve Serkan ise Gençlerbirliği'ne transfer oldular. Her ikisi de bonservisi ile verildi. Aldığımız rakamlar açıklanmadı ama çok az olduğu söylendi. Karşılığında transfer beklemiştik Ankara'dan, o da gerçekleşmedi. Serkan bedavaya alınmıştı, iyi de oynuyordu ama sakatlığı ona engel oldu. Alpaslan'a fazlaca para ödemiştik, kısa süre için umutlandık ve o da hayalkırıklığı oldu. Her ne kadar gidince Galatasaray'a yüklenseler de ikisinin de yolu açık olsun.

Semih Kaya hepimizin çok şey beklediği bir isimdi. Gelişi olay olmuştu. Altyapıda başarılı da oldu. Dönem dönem A takıma da alındı. Ama geçirdiği ağır sakatlıklar çıkış yapmasına engel oldu. Yaşı hala genç. Çıkış yapabilir derken Gaziantepspor'a kiralandı. Orada forma şansı bulamayacağı bir gerçek. Sene sonunda satış opsiyonu ile alma hakları var ve bildiğimiz Antep bunu kullanıp Semih'i alacaktır. Umarız sözleşmedeki rakam yüksektir. Bu rakam hem satılmasına engel olabilir, satılırsa da para getirisi önemli olabilir. Ama onu bu yaşta göndermek hatadır. Belki biliyorsunuzdur, Semih'in şöyle bir anısı var :

Bjk altyapı maçında ciddi bir tekme yer kafasına ve acilen ameliyata alınır. Ameliyata giderken fenerli doktorun "Ameliyat çıkışı fenerbahçeli olacaksın ." demesi üzerine, "Çıkarmayın o zaman ameliyattan" demesi altyapı efsaneleri arasında yer alır. Ona da şimdilik başarılar dileyelim.

Takımdan gönderilen son isim ise Serdar Eylik oldu. Bu sezon başında kadroda tutulan tek altyapı oyuncusuydu. Sezon başında başarılı da olmuştu. Zaman zaman forma şansı bulsa da A2 oyuncusu olmuştu. Şimdi ise Orduspor'a kiralandı. Ordu devre arasında fazlaca transfer yaptı. Umarız orada oynama şansı bulur. Ligde 15 civarı maç oynarsa seneye çok iyi bir kanat oyuncusu kazanabiliriz. Diğer ihtimali ise düşünmek istemiyoruz. Çünkü geçmişte yanlış kiralama stratejileri sebebi ile kaybolan onca oyuncumuz var. Ahmet Akçan ve Burak hocanın Ordu'da olması şimdilik bizi umutlandırıyor. Bol şanslar, umarız oynayarak geri döner Arda'nın izinde yürürsün.

Evet takımdan bu oyuncular gönderildi. Ama şu saatlerde Jo'nun en az 3 hafta olmayacağı açıklandı. Adeta kasap ligine dönen ligimizde geçtiğimiz senelerde bu dertten başımız çok yanmıştı. Yıldız transferlerimiz sakatlık sebebi ile oynayamamış ve başarısız olmuştuk. Bu sezon bu geniş kadroya rağmen aynı oyunlar yine başladı. İlk yarıda Baros'un ayağının kırılması, Keita'ya yapılan oyun, Ordu maçında Kewell'ın kaybedilmesi, Caner'e yapılan penaltı, Antep maçında Caner ve Neill'a atılan tekmeler... Bunlar bir çırpıda hatırladıklarımız. Dün yalçın ayısı Jo'yu sakatladı ve takımımızda forvet kalmadı. Açıklamada da en az 3 ifadesi var. Bu cümle ile de sağlık kuruluna söyleyeceklerimiz olmalı. Kendilerinden emin değiller. Geçmişte çektirdikleri yetmezmiş gibi Jo için de kesin konuşamıyorlar. Bakalım bekleyip göreceğiz ne kadar sürecek. Biz bekleyeceğiz ama yönetim beklememeli artık. Bir eylemde bulunmalı yoksa kayıp büyük olacak.

Atılan tekmeler her oyuncunun yanına kar kalıyor. Şimdi siz bir de Kayseri deplasmanında izleyin yapılacakları. 36'lık sol bek burada alıştı sağlı sollu dalmaya, gitti ülkesine başladı kırmızı görmeye. Yönetim fiile geçmeli derken bunu da kastediyoruz. Evet sağlık kuruluna el atılmalı ama anti-futbol'a karşı baskı da yapılmalı. Görüyoruz onun bunun çocukları yanlış taç kararı verilse nasıl da saldırıyorlar hakeme. Futbolcularımız Premier Lig kalitesinde olduğundan buna yanaşmıyor. Hocamız güzel futbolu amaçladığından tepki vermiyor. Ama bu iş bu ligde olmayacak gibi. En azından Frank ve Kewell gibi 1'er kişi her takımda olmadıkça olmayacak. Yani hocamızın dün dediği skor değil, güzel futbolu bu ülke haketmiyor. Zaten başka şekilde kaşarlaşmış hoca ve küçük emrah forvetlerle 3 yıl şampiyonluk sözü vermek kolay mı ?

03 Şubat 2010 Çarşamba

Antalyaspor 2-1 Galatasaray

Maça eksik oyuncularından yoksun çıkan takımımız Türkiye Kupası çeyrek final ilk maçında, deplasmanda Antalyaspor'a 2-1 mağlup oldu. Takımımızın tek golü kaptan Arda Turan'dan geldi. Bu mağlubiyet hem 2288'in hem de 2010'un ilk yenilgisiydi. Eksik takımımızda oyuncular mecburen yerinde oynamayınca bir karmaşa havası vardı. Zaten teknik oyuncularımız kadroda değildi. Rotasyon vardı ama kadro mücadele eden takımdan kuruluydu. Bu takım ikili mücadelelerde başarılı olamayıp fazla hatalı pas yapınca sonuç kaçınılmaz oldu. Anlaşılmaz sebeple topları sürekli rastgele uzaklaştırdık. Sadece ikinci yarıda Elano ile ayağa oynadık ama bu da yeterli olmadı. Elano çok iyi oynadı kısa sürede. Jo sahadayken iyi olduğumuz söylenebilir. O da sakatlandı çıktı, umarız önemli birşeyi yoktur. Gio ise bu karmaşa futbolunda fazla katkı veremezdi ve öyle de oldu. Topu ayağına aldığında kendini belli ediyor, iyi bir Galatasaray'da yararlı olur.

Bu takımı mabedde yenip kupada yola devam edeceğimizden kuşkumuz yok. Yeter ki sistemden sapmadan, mücadeleyi bırakmadan oynayalım. Zaten Frank'da böyle düşünüyor :

"Turu geçeceğimize eminim ancak öncelikle iyi oyunumuzu sahaya yansıtmamız gerekiyor."


Futbolun sadece skor olmadığını ülkenin 100 yıllık futbol tarihinde nihayet anlayan çıktı.


Güzel Günler Yakın, Meşaleyi Yakın !

Musa Çağıran Galatasaray'da...


Altay'lı Musa Çağıran ile sezon sonundan başlamak üzere 3 yıllık anlaşma sağlandı. Takımımıza 1 Haziran'da katılacak oyuncu resmi kayıtlara göre 1992'nin son aylarında doğmuş. Ama babasının nüfusa 2 yıl geç yazdırdığı haberleri dolaşıyor. Her ne olursa olsun çok genç, yetenekli bir isim. Milli takımın alt kademelerinde de oynuyor. 1.5 sezonda toplam 40 maç yapmış. Orta sahada hem defansif hem ofansif oynayabiliyor. Bu sene 2. yarıda da kendini geliştirip bize gelirse ve forma için terinin son damlasına kadar mücadele ederse bir yıldız daha kazanabiliriz. Tabiki de şans faktörü önemli. İnşallah ömür boyu yanında olur bu faktör. Hayırlı Olsun.

Renk Körlüğü...

Futbolda taraf ya da holigan olmak! Taraf olmak ve holigan olmak ayrı ayrı kavramlar aslında.

Emirates ya da White Hart Lane’de tiyatro gibi maç izleyenlerin bir kısmı taraftar, Old Trafford’da Craig Bellamy’ye bira şişesi atanlar ise holigandır.

Futbolun tüketicilerinin taraf ya da holigan olup olmadığını birbirinden ayırmamız, ilk bakışta bu kadar basit bir çözümlemedir. Holiganizme teşvik eden kalemlerin durumları ise biraz daha farklıdır.

O kalemlerin sahip olduğu ’makamlar’, taraf olmaktan çıkıp; körü körüne savunmaya, eleştirmeye, destek olmaya da sürekli kendi pencerelerinden bakmaya zorlar insanı.

Mesela bir gazetenin tarihsel gelişimi ve hedef kitlesi kadar başındaki kişinin rengi de sütunların şeklini, içeriğini ya da haber görselini derinden etkiler. Sadece gazetenin genel yayın yönetmeni ile de sınırlı değildir bu durum... Kurum içerisindeki en alt birime yön veren sözcüklerin sahipleri bile, haberi görmezden gelme, önem verme, farklı yaklaşım gibi temel öğeler üzerinde etkilidir.

Bu döngü, o sığ sutünda ’çizgili kelimelerin’ esiri olan kalemleri de derinden etkiler. Yazamazlar, asıl dertlerini anlatamazlar, kıvranırlar, tebrik edemezler, eleştiremezler, düşündüklerini sınırlamak zorunda kalırlar. İşte basındaki holiganizm de budur.

Bir gazetenin spor servisinin başında farklı bir renk olabilir. Çalışanlarının tamamı da zıt kutuplar da ya da paralel kenarlarda buluşmuş olabilir. Bu durum çok daha ağır bir sorumluluk yükler aslında o makama. Daha titiz olmak gerekir, daha disiplin ve daha hassas.

Ercan Saatçi travmasını yeni atlatan ’bir kesim’ olarak, Hürriyet Gazetesi ve özellikle internet sitesini daha bir inceler, yazılanları daha bir özenle okur, tahrikleri daha bir anlar, özümser olduk. Hürriyet Gazetesi ya da internet sitesinde haberlerin değer fizibilitesi ya iyi yapılamıyor ya da yapılmak istenmiyor.

Şayet o gün Jo ya da Dos Santos Galatasaray’a geldiyse o spor sayfası için günün en önemli haberidir. O haberin üstüne, fenevbahçe bir transfer yaptıysa odur sayfanın üzerine çıkacak olan... Ya da Galatasaray Basketbol Takımı’nın cezası indirildiği zaman haberi "Rezalet" diye veremezsiniz. Siz haberi verirsiniz, kararı değerlendirmesi tüketiciye düşer... Üretenin, hassas konularda tüketici olmaya hakkı yoktur. ’Bu kadar basit aslında, bu işin bilen herkesin bildiği.’

Sayfa bireyselleştiği anda tehlike de başlıyor demektir. İşte bu bireyselleşme, Haldun Üstünel ile Hakan Bilal Kutlualp’i birbirine kırdırmaya, karşılaştırmaya kadar götürür insanı. Kendini unutturur insana; Keita, Jo, Dos Santos, Kewell ve Elano’yu sorgulattırır, Ortega’yı Anelka’yı anlattırır insana... Dos Santos ve Jo’nun opsiyonu sorgulattırır; Vederson, Cristian’ın kim olduğunu unutturur. Lucas Neill’in İngiltere’nin sıradan kulüplerinde forma giydiğini söylettirir insana, Bilica’nın Sivasspor’dan geldiğini unutturur.

Renklerin sorgusuz bireyselleşmesi "Galatasaray çok para harcadı" dedirtir insana, Güiza’yı saklatır akılda. "Arada sırada oynayan Kewell" dedirtir insana, adını yazamadığımız Maldonado’nun ne zaman alındığı şaşırtır. ’Gülen resmin aksine ağlatır’, acınası bir çıkmaza sürükler insanı...

Bu bireyselleşmenin yanı sıra fenerbahçe’nin adı bahis skandalına karıştığı zaman "Reklamın iyisini kötüsü olmaz" mantığı ile hareket eden ve "Ne güzel işte fenerbahçe’nin adı duyuldu" diyen ’holiganlar’ Galatasaray’ın Ada’dan arka arkaya üç transfer yaptığı zamanki yarattığı havayı görmezden gelmek için, opsiyon delisi olurlar.

Galatasaray’ı anlatmak ya da takdir etmek zorunda değildir farklı renkler... Saygı ve anlayışla karşılanabilecek bir durum olmasının yanı sıra karşıt görüşlü biri olarak ben ilk önce kendi kulübümde yaşananları merak ederim. Önce ’sorulamayan’ soruları kendi camiam için sorarım. Kazım’ı sorarım, Önder’in kadro dışı bırakılıp affedilmesini araştırır, neden transfer yapılamadığını sorgularım. ’Marka’ diye transfer edilen -ki markadır- Roberto Carlos’un takımdan ayrıldıktan sonra yaptığı açıklamaları düşünür, "acaba neden" sorusunu sorarım kendime... Semih ile kulüp arasında yaşananları irdelerim; tarafların birbirlerine olan yaklaşımlarını sorgularım...

Önce kendimden başlarım sorgulamaya, eleştirmeye ya da sorulmayanları sormaya, yazılmayanları yazmaya... Aklımdakilerin cevaplarını bulurum, ondan sonra farklı bir arayışa girer, Galatasaray’ın transfer politikasını eleştirir ve ’sorulamayanları’ sorarım. Ama en son...

Taraf olmaya varım, farklı renkleri alkışlamaya, takdir etmeye, Alex’i ilah ilan etmeye ve Beşiktaş’ın siyah-beyaz taraftarını görünce duygulanmaya... Ama holigan değilim, en önemlisi düşüncelerim kör değil ve bir avuç sığ beyin tarafından da alkışlanma gereksinimim yok!

Fatih Şamlıoğlu

Kaynak

02 Şubat 2010 Salı

iyi ki doğdun TAÇSIZ KRAL !


“Formaya..Armaya ..
Sevgiden..Saygıya..
İnsanlığa kardeşliğe dair aklınıza ne gelirse...
Ne düşünürseniz..
Bir Metin Oktay dersiniz..
O size verir her istediğinizi..
Her beklediğinizi.
Her sevdiğinizi..
Galatasaray’a dair..
Futbola dair..
Sevgiye dair..”


Galatasaray ve Türk futbolunun gelmiş geçmiş en büyük efsanesi Metin Oktay doğum gününde GS TV’de onu özleyenlerle buluşacak.

"Ömür Boyu Sürecek Şarkı" ve "Sönmeyen Ateş" belgeselleri bugün GS TV ekranlarında yayınlanacak.

Bu belgesellerde Adnan Polat, Fatih Terim, Bülent Eken,Turgay Şeren, Coşkun Özarı, Yılmaz Gökdel, Bülent Ünder, Gökmen Özdenak ve spor dünyasının önde gelen birçok ismi Metin Oktay’ı ve Kralla ilgili anılarını GS TV’de izleyenleri ile paylaşacak.

Ömür Boyu Sürecek Ateş saat 17:30, Sönmeyen Ateş ise saat 22:30'da GS TV ekranlarında...


Galatasaray.org

Galatasaray Takımlarının Haftalık Değerlendirmesi #4


Eurocup Top 16 J Grubu İlk Maç
Galatasaray 79-85 Unics Kazan

Bayanlar Voleybol Ligi
Ereğli Belediye 1 - 3 Galatasaray

Sutopu Ligi 10. Hafta
Denizgücü 3-10 Galatasaray

Voleybol Erkekler Ligi

Galatasaray 3-1 Bozkurt Belediye

Voleybol Bayanlar Avrupa Kupası
Galatasaray 3 - 0 Kralovo Pole Brno


Erkek Voleybol Ligi
Arkas Spor 3-2 Galatasaray


Bayanlar Basketbol Ligi
Botaş 59 - 67 Galatasaray

Erkekler Basketbol Ligi
Galatasaray 78 - 64 Kepez Belediye


Eurocup Top 16 J Grubu İkinci Maçı
Hapoel Jerusalem 100-87 Galatasaray Cafe Crown


Bayan Basketbol Eurolig Top 16
Ekaterinburg 79 - Galatasaray 55

01 Şubat 2010 Pazartesi

Nerde Lan Bu Ciddi Takım?



Galatasaray ufuk açıcı, göğsümüzü, gönlümüzü genişleten transferleri bir bir patlatıp bizi fenafillah'a çıkartması yetmezmiş gibi, yeni bir kavram kattı "yüceliği su götürmez(!) futbol literatürümüz"e. Şu lafı mütemadiyen duyuyoruz futbol ekranlarında,"Galatasaray ciddi takımlarla maç yapmadı". Evet ilk yarı boyunca Aşk-ı Memnu dizisindeki sevişme sahnelerinden daha çok konuşulan şey Galatasaray'ın ciddi takımlarla maç yapmadığıydı, Kayseri'yi yeniyorduk hazır değil diyorlardı, önümüze gelene 4 attık, Galatasaray'ın kalibresinde değil dediler, Panatinaykos'u içeride dışarıda dövdük, son yılların en kötü Panatinaykos'u dediler, ne zaman Ankaragücü'ne yenildik, o zaman ciddi takımla karşılaşmış olduk, biz de dedik abi bu Ankaragücü t..klı takımmış demek ki.

Tamam insanların içerisinde kıskançlık duygusu baskın bir yer tutar, yer bitirir adamı kıskançlık, lakin bu kadar üst düzeyde bir afallama, bol keseden sallama anca meriç tunca-ercan saatçi ikilisine yakışır diye düşünüyorduk, objektif görünümlü kindar futbol yorumcularımız da bu "ciddi takımla maç yapmama" geyiğine fena sardılar, messi ne kadar iyi topçuysa, Galatasaray'ın rakipleri de bir o kadar ciddiyetsiz oldu. Messi ve Galatasaray konusunda ittifakta yalan uzmanı basınımız.

Bu yazının yazılış nedeni, Güntekin Onay adlı sevimsiz spiker abimizin, dünkü maç sonrası yaptığı bir yorumdu, şu minvalde şeyler söyledi bu arkadaş,"Galatasaray kötü gittiği, adaptasyon sorunu yaşadığı devre arasında hem kupada, hem ligde ciddi rakiplerle maç yapmadı." Tabi bunu duyunca elimdeki mandalina kabuklarını bu sevimsiz spiker arkadaşa atasım, gözlerine süresim geldi, ama dedim "orkun lan, sen bunlara geçen yarıdan alışıksın, hatta Galatasaray'ı tutmaya başladığından beri alışıksın, aldığın kupalar tesadüf, yendiğin takımlar ciddiyetsiz, aldığın futbolcular disiplinsiz olarak anıldı durdu yıllarca, atılan mandalina kabuğuna ve kirlenecek emektar televizyonumuzun, emektar ekranına yazık."

not:Messi'ci değil, Ronaldinho'cuyuz.
Blog Widget by LinkWithin