TFF etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TFF etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Galatasaray 3-1 MİY

|

'e rağmen !

Sondan Bir Önceki Hafta !

|

Ceza Verecek Bir Makam Varsa, Galatasaraydır !

Gündeme Dair...

|

Karanlık

|
Gazeteci: Ligin üstünde bir sürü kaos varken bu sistem (play off) daha çok sıkınıtı getirmez mi ?
MAA: İyi çalışmalar arkadaşlar.

Yorumsuz !

We Want Clean Football

|

Dinleyin az. Az önce kafasına elma düşünce yer çekimini bulan Newton gibi bulduk diye haykırmak istedik. Aslında bir şey bulduğumuz felan yoktu. Parçaları birleştirip şuraya karalayalım dedik. Nasıl olsa kese bol. Yıllardır sorulur durulur. Aynı evde yaşayan iki kardeş, okulda aynı sırada oturan iki arkadaş neden birbirine yuvarlak bir top yüzünden düşman olur? Bir de bu düşmanlığın ülkemizde en üst seviyede olmasının sebebi nedir? Glasgow - Celtic olayındaki, Boca - River olayındaki, Lazio - Roma olayındaki toplumsal farklılıkların yarattığı düşmanlığın futbolda da olması gayet normaldir çünkü. Tek farklılığı İstanbul'un iki farklı yakasında olması olan iki kulüpteki bu düşmanlığın sebebi nedir?

Geçmişe baktığımızda pek çok dostluk olayları karşımıza çıkıyor. Taraftarların birbirine olan ezeli rekabeti, düşmanlığa getirdiğini ise son yıllarda görüyoruz. Son 13 yılda ise tavan yaptığı da bir gerçek. Öncesinde darbe döneminde toplumum gazını almak için belirli güçler tarafından kullanılmış olabilir ancak futbolun kendi doğasından kaynaklanan düşmanlık son 13 yıla dayanıyor.

1905 yılında kurulmuş bir futbol takımı başarılar kazanırken bundan 2 yıl sonra kurulan bir kulübün kurulma amacı bellidir. 1905 yılında kurulan takımı yenmek. Çünkü ülke düzeyinde tekeli yıkmak için bu gerekecektir. Kola piyasasını kapmış Coca Cola'yı ülke çapında geçmek için çeşitli iftiralar atmak gibi. Bu olay sıradan bir muhtarlık seçiminde de böyledir, dernek başkanı seçiminde de. Kurulma amacı Galatasaray'ı yenmek olan bir kulübün başına bunu kendine hırs edinmiş bir başkan gelince de yukarıdaki soruların bir çoğu cevaplanmış oluyor aslında. Günümüzde yeni yönetimle birlikte kulübümüz neredeyse her branşta yeni transferler ve atılımlar içerisinde. Bu atılımı içerideki futbol teröristi 10 yıl önce yapmış ve başarısız olmuştu. Çünkü ülkeye basketbolu getiren, voleybolda başarıla kazanıp belli bir camia oluşturmuş Galatasaray'ı yıkmanın sadece transferle olmayacağına inanıyordu. Tüm branşlarda başarılı olabilmek için Orta Doğu liderlerinin 30 yıl önce yaptıklarını yapmanın gerekli olduğuna inanıyordu. Öncelikle kendi kulübünde çatlak ses çıkarmayacak şekilde kadrolaşmaya gidilmeliydi. Kulüpte muhalif sesler kesildikten sonra taraftara el atmak gerekecekti. Olası başarısızlıkta taraftar yöneticileri yönetimi savunmalıydı. Böylece bedava bilet-karaborsa olayı da ilk kez organize bir şekilde futbolumuza girmiş olacaktı. Buradaki ranttan nemalanmak isteyen mafya babaları türk tribünlerine bunun sonucunda girecekti. Olası muhalif seslerde, medya baskısında, tribünsel protestolarda, futbolcu dövmelerinde kullanılacaktı. Artık kulüpte bir padişahlık dönemi başlıyor ve hırslı başkan projesinin ilk ayağını tamamlıyordu. Bunun sonucunda Galatasaray taraftarlarına sidik torbaları yağdırılıyor, kulüp tarafından taraftar kanalizasyonlarda tutuluyor, oturacakları koltuklara tezekler sürülüyordu. Paranın çok şey olduğu ülkemizde de kardeş, kardeşe bunu yapıyor ve nefret tohumları atılıyordu.

Sırada kulüpten çıkıp, ülke futboluna hükmetmenin zamanı gelmişti. Bir bakıma çıraklık dönemi bitmişti ve medya önemliydi bu noktada. Sponsor aracılığıyla son model lüks araçlar dağıtılacak, medyanın önemli kalemleri satın alınacaktı. Mevcutta zaten alınmışlar vardı. Bununla birlikte de medya neredeyse tek ele dönecekti. Gelecek tek emire göre hareket edecek, istendiği gibi yönlendirilecekti. Böylece çeşitli dönüm noktalarında topluma yön verilecek ve kulüp lehinde usulsüzce kararlar çıkmasına yardımcı olacaktı.

Kulüp herhangi bir alanda başarıyı hedeflerken olaya her yönüyle hakim olmaya çalışıyordu. Basketbolu ele alırsak, yayın ihalesi camianın önde gelenlerinden birisine veriliyor ve şube büyük takım olma yolunda destekleniyordu. Ligin isim hakkı, kulüp sponsorları ve federasyon sempatizanlar tarafından destekleniyor ve rakiplerine kat kat bütçelerle sahaya çıkıyordu. Burada sıkıntı yoktu. Ama bazıları bu desteği Türk sporuna soktuğunu iddia edip federasyon içinde kadrolaşıyor, kritik zamanlarda akıllarda soru işareti bırakan kararlar alınıyordu. Aynı sistem voleybol v.b. şubelerde de izleniyor ve başarı sağlanıyordu.

Tüm bu sistemleri futbol üzerinde uygulamak popüleritesi sebebiyle zordu. Ama yapılmalıydı. Biraz geç olarak bu sistem futbola kuruluyor ve günümüzdeki olaylar patlak veriyordu. Yayın, sponsor, isim hakkı gibi gelirlerdeki artışın tek sebebi olarak kendisini gösteren şüpheli şahıs, kulüpler birliği adı konulan Türk futbolunu pazarlama vakıfı aracılığıyla federasyon içerisinde istediği her şeyi yaptırıyordu. Bunun için de kendisine seçtiği maşaları dışarıda kendisinden daha çok çalışıyordu. Düne kadar vakıfa düşman olan şahıs, vakıfın 1 numaralı adamı olmuş, kendisine vakıftan atmak isteyen paragözleri de 321 milyon dolara satın almıştı. Kulüpler birliği üyesi satılmış kulüpler, hukuksuz bir kararın altına imza atılırken söz birliği yapmış gibi sırasıyla bu davranışa destek veriyordu. Aynı dakikalarda da kulüplerin bağımsız taraftar oluşumları hukuksuzluğa karşı çıkıyor ve yönetimlerini paranın kölesi olmakla suçluyordu.

Paranın işin içine girdiğinden beri büyük tutkuyla bağlı olduğumuz futbol elimizden uçup gitmişti. Tüm dünyada yayılan endüstriyel futbol ülkemize bir yöneticinin kişisel hırsları sayesinde sıçramıştı. Futbolu sosyeteleştirme çabaları durumu bu hale getirmiş, paranın olduğu her yerde olduğu gibi çıkarlar en ön plana geçmişti. Endüstriyel futbolun, sadece kapalı tribünü kaybetmek olduğunu düşünenler yanılmış, koyun sürüsü dahi yönetemeyecek para babaları hayatını Galatasaray fikstürüne göre ayarlayan bizlerin hayatını mahvetmişti. Paranın olduğu yerde futbolun ruhunu aramak karhanede romantizm aramaya benzerdi. Ama inanmış bir grup insanın mücadelesi bitmeyecekti. Şimdi burada, yarın başka yerde. Kim bilir nerede? Bilinmezdi.

Giderli Başkan, Satılmış Başkanlar !

|
Emniyet son 1 yıla el attı. Ülkenin gündemi 2 haftadır değişti. Bu süreçte bakın ne oldu? İran'dan ve Suriye'den Türkiye'ye tehdit geldi. Doğudan "Savaşa Hazırız" pankartları görüntülendi. 7 şehit verildi. Evinin önünde 2 sivil asker öldürüldü. Terör örgütü yol kesip 3 kişiyi kaçırdı. Aziz Yıldırım'ın son 13 senesine, futboldaki baskısına, oyuncularını dövdürmesine, kongre üyelerini tehdit etmesine, tff kurullarını ele geçirmesine, ülke içindeki futbol kulüpleriyle ilişkisine, erkek ve bayan basketboldaki sponsorlarla, yayıncı kuruluşla, federasyonla diyaloglarına, voleybolda federasyonla durumuna, taraftar gruplarıyla beraber yaptığı işlere el atılsa 1 yıl boyunca gündem değişir ve Türkiye elimizden uçar giderdi herhalde.

Tepeden inme yöntemle göreve gelen TFF başkanı acele karar verileceğini açıklamıştı geçtiğimiz günlerde. Hukuken de buna hakkı var. Bu hakkı anayasamız kendilerine veriyor. Ancak kulüpler birliği denilen futbolu satma organizasyonu sponsorları, gelirleri sebep göstererek olayı örtbas etme kararı aldı. Altında da yayın gelirlerinin azalacağından korkan kulüp başkanlarının imzası var. Akıllarınca süreci uzatacak ve ufak bir cezayla şikeyi geçiştirecekler. Peki merak ediyoruz aynı olayı sonraki yıllarda küçük bir kulüp yapsa ne olacak? Bu kulüpler aynı tavrı gösterebilecek mi? Bu konuda başkanımızdan beklentimizi önceki yazımızda dile getirmiştik. Bu oyuna alet olmamalı ve tepki vermeliydik. Başkanımız da bizimle aynı düşüncedeymiş ki tepkisini verdi. Ancak hemen ardından ağız birliği yapmış gibi tüm kulüpler federasyona olan desteklerini sıraladılar. Bu desteği Juventus verse anlarız. Öyle olmadığına göre kulüplerin hukuksuzluğa göz yumması için tek sebep kalıyor. O da Aziz Yıldırım'ın "Konuşursam herkes yanar" sözünde yanacaklar kısmında olmaları.

Umuyoruz ki yönetim verdiği tepkinin arkasında durur. Hukusuzluğa karşı duruşunu sergiler. Şanlı Galatasaray tarihine ve geleneklerine özgü davranmaya devam eder. Bu ülkeye yanlışın karşısında durmayı öğretir ve bir kez daha bizi gururlandırır. Hepsi bir olsun, biz tek. Ama dimdik!

Tartışılmalı !

Para, Futbolun Temelidir !

|
Bak. Bu futbol topu. Eskiden böyleydi yani. Şimdi üstünde üç çizgi v.b. işaretler var. 5 liraysa her çizgiye 5'er liradan 15 daha veriyor, aynı topu 20 liraya alıyorsun. Bir de bizim Metin Oktay var. Ondan daha kalitesiz forvetler formasının üstünde değişik firmaların adını taşıdığı için Metin Oktay'dan daha fazla para alıyor. Helal-i hoş olsun. Buraya kadar sıkıntı yok. 3-5 kişi endüstriyel futbol dediğinde siktiri çekip taşak geçenler vardı. Çünkü kimin çok para aldığı umurlarında değildi. Kimsenin umurunda değil aslında. Ancak işin tehlikeli yönü vardı. Futbol çok büyük zevk verdiği için takipçisi çoktu ve taraftarları sömürülmeye müsait kıvama gelmişti. Hadi buna da kimsenin itirazı yoktu. Para nasıl olsa benimdi. Kimseyi de ilgilendirmezdi. Tehlikeli kısımı ise günümüzde Türk Futbolu yaşıyordu. Parası ve nüfuzu çok olduğu için kulüplerden bir tanesi hukuksuz iş yapıyor ve bunun sonucunda marka değeri diye saçmalık üretilerek cezalandırılmıyordu.

Evet Türk futbolu gün itibariyle sermayeye teslim olmuştu. Pardon, futbol direnmesine rağmen teslim edilmişti. Türkiye Futbol Federasyonu ve Kulüpler Birliği adı altındaki Türk Futbolunu masa başında yönetmeyi ilke edinmiş futbol düşmanı kuruluş tarafından futbol topu demir parmaklıklar ardına şutlanmıştı. Demir parmaklıklar ardında bundan sonra suçlular değil futbol ve onun doğal ruhu olacaktı. Dışarıdaki futbol adını taktıkları ise bacasız bir sanayi olacaktı.

Galatasaray taraftarı Adnan Polat'ı Galatasaray uğruna gider yaptığı gün sevmiştir. Ancak Adnan Polat bunu unutmuş ve Galatasaray'ın haklarını koruyamaz hale gelmiştir. Galatasaray taraftarı da Adnan Polat'tan işte o gün nefret etmiştir. Eğer ki kulübümüz günümüzde yaşadığımız sürece müdahale etmezse bu işten karsız çıkan taraf yönetim olacaktır. Mevcut Galatasaray yönetimi bunu çok iyi bilmelidir.

Bu verilen karar sonucunda Türk futbolunun değeri korunmamış, tam tersine ayaklar altına alınmıştır. Artık futbolda adalet değil, para mülkün temeli olmuştur. Bundan sonra büyük nüfuzlu kulüplere şike yapmak serbest hale gelmiştir. Akıllarınca sürec uzayacak ve balık hafızalı halk bunu unutacaktır. Ancak bu klavye delikanlısı bunu asla unutmayacaktır. Bu sebeple suyun öteki yakası buna sevinmemelidir. Kendilerine tarihin ilk yıllarında takılan körler ülkesi lakabının dışına çıkabilmelilerdir. Yoksa bu leke formalarından, armalarından asla silinmeyecektir.

Çöker ? Çökmez ?

|
Erdal abiden ( Erdal Güngör ) ricamız üzerine endüstriyelleşmiş futbolun hukuku yönlendirip, yönlendiremeyeceği üzerine blogumuz için yazılmış yazıdır. Teşekkürler.

"İlginç bir yaz yaşıyoruz, her sene transfer dedikoduları havada uçuşurken bu yıl şike skandalı gündeme bomba gibi oturdu ve futbolseverlerin bir numaralı konusu. Detaylara girmek istemiyorum durum vahim fakat öyle gülünç şeyler oluyor ki şaşırıp ağzımız açık seyrediyoruz. Fenerbahçe’nin düştüğü durum hiç hoş değil. Allah taraftarlarına sabır versin. Fakat ortada bir usulsüzlük var ve Fenerbahçe Kulübü başrolde. Kanunlar ne öngörüyorsa gereği yapılacaktır bu kesin. Yalnız son günlerde Fenerbahçe Kulübüne gönül bağı olan bazı medya mensupları ağız birliği yapıp gündemi değiştirmeye çalışıyorlar. Ortaya attıkları son saçmalık ise “Fenerbahçe küme düşürülürse Türkiye ekonomisi çöker”. Bunları söyleyenler günlerce ifade vermemek için devleti parmağında oynattığını sanan. Ama her geçen gün 104 yıllık Fenerbahçe camiasını rezil eden Aziz Yıldırım ve diğer tutuklu FB yöneticilerden farklı değiller.


Böyle saçmalıkları ortaya atanlar yaşları itibariyle Türkiye’de 20 yıl önce bazı kansızların bankaları dolandırması sonucu ülkeyi milyarlarca dolar zarar soktuklarını hatırlarlar. Ve şunu da çok iyi hatırlıyorlardır. Yapılan vurgundan yüz milyarca dolar devlet kasasından çalındı, enflasyon %500’e çıktı ama Türkiye’miz hala dimdik ayakta, hatta eskisinden daha güçlü ekonomiye sahip. Fenerbahçe küme düşürülürse şayet ekonomimize asla olumsuz yansımaz. Allah aşkına lütfen kör fanatiklik yaparak Türk Halkını aptal yerine koymayın. Aksine, eğer bu araştırmanın sonucundan suçlular kurtulacaksa işte o zaman Türk halkının geçmişte yaşananlardan dolayı hukuka ve adalete sarsılan inancını tamamen yitirir, güvensizlik ortamı doğar, devlet mağdur duruma düşer ve bu da ekonomiye ciddi anlamda zarar verir!


Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzon, Bursa bunlar Türkiye’nin en büyük kulüpleri. Beşi birden küme düşse ekonomiye kesinlikle zarar vermezler. Bunun için ekonomi uzmanı olmaya gerek yok zira her mantıklı düşünen vatandaş bunun farkında. Türkiye’de profesyonel futbol kulüplerinin ekonomiye katkısından daha çok zararı var. Bir defa Türkiye’de top oynayan profesyonel futbolcular devlete vergi ödemiyorlar. Hele üç büyük İstanbul kulüplerinde futbolcuların yıllık maaşlarını 10 yıllık süreye yayarsak Türk Devletinin ne kadar büyük vergi kaybı olduğu ortaya çıkıyor. Birkaç yıl önce başta üç büyük kulübün vergi borçları silinmeseydi şimdi hepsi batmıştı. Sözde spora teşvik oluyor, üstelik bunlar yetmezmiş gibi ülkenin en değerli arazileri bu kulüplere peşkeş çekiliyor. Diğer yandan yayıncı kuruluştan aldıkları paraları üçüncü sınıf yabancı oyunculara ve onların menejerlerinin kursağına atan kulüplerin mali durumları ortada, hepsi borç batağının içine saplanmış. Büyük paralarla getirdikleri oyuncular beklentileri karşılamayınca üstüne yine büyük paralar verip geri yollanıyorlar. Bu yüzden Türk Futbolu FIFA ve UEFA’nın kara listesinin en başında, CAS’ta dosyalar dağ gibi birikmiş. Şayet UEFA’nın şart koştuğu 2012 kriterleri yerine gelmezse ileri yıllarda kulüplerimiz ciddi yaptırımlarla karşılaşacaklar. Yönetemezsen yönetilirsin demiş atalarımız.


Lütfen şu yazacaklarıma kimse gücenmesin. Türkiye’de ciddi anlamda spor endüstrisi yok arkadaşlar. Böyle bir endüstrinin gelişmesi için halkın yoğun şekilde sporla meşgul olması lazım. Yaşadığım ülke Almanya’dan örnek vereyim. Yaklaşık 15 milyon lisanslı sporcu olduğuna girmiyorum. Almanya’da 30 milyonu aşkın insan spor yapıyor. Bu ne demek oluyor biliyor musunuz? Bu tekten 60 milyon spor ayakkabısı yapar ve diğer spor malzemeleri eşofmanlar, t-shirtler vb. Son senelerde Fitness sporuna Almanya’da büyük ilgi var. Hem bu spora devlet prevention adı altında halka maddi yardım veriyor, yılda 240 avro sosyal sigortadan para alıyorsunuz. İşte endüstriyel spor budur, bir yandan halkı madden spora teşvik edip böylece spor endüstrisi canlandırılıyor. Diğer spor branşlarını katığımızda ortaya ciddi anlamda spor endüstrisi olduğu ortada. Aslı var mı bilmiyorum, güya Fitness Türkiye’de sosyete sporuymuş öyle duydum.


Profesyonel futbol kulüplerinin en büyük gelir kaynağı kuşkusuz yayıncı kuruluşlarının ödedikleri paralar. Ama gerisi yok arkadaşlar. Gerisi taraftarlar, her fırsatta milyonlarca taraftardan dem vuran üç büyük kulüpler maalesef yeteri kadar maddi karşılığını alamıyorlar. Ben Galatasaraylıyım ve merak ediyorum. Yöneticilerimiz hep 25 milyon taraftarımız olduğunu dile getirir. Peki, bu milyonlarca taraftarın kaçı pazarlamaya yansıyor? Yüzde beşi yansıyorsa öpüp başlarına koysunlar. Modern statlar yapılmaya başlandı. Hoş, hafta sonu oynanan 9 süper lig maçlarının seyirci sayısına göz attık mı Münih Allianz Arena anca dolar. Almanya bu sezon yine elinde bulundurduğu seyirci dünya rekorunu kırdı. Sade Bundesliga maçlarına yarım milyonu aşkın taraftar tribünleri dolduruyor. Buna ikinci, üçüncü ve amatör ligleri de katın. Almanya’da her hafta sonu diğer spor branşlarda dâhil 20 milyonu aşkın sporsever müsabakaları yerinde yani canlı seyrediyor. İşte bu ülkede endüstriyel futbol basketbol voleybol vb. sporları yapmak çok kolay çünkü bu ülkede spor sade tüketilmiyor aynı zamanda üretiliyor. Biz ise sade tüketiyoruz, meşgul olmaktan hoşlanmıyoruz daha çok müdahil etmek istiyoruz. Sürekli tartışıyoruz herkes futbol uleması olmuş ama kaç kişi ciddi anlamda spor ve futbolla meşgul? Kulüpler taraftarlarını spora teşvik edecekleri yere insanları pazarladıkları ürünlere yönlendirerek paralarına göz dikmişler. Sosyal tesisler kurup taraftarlarını bir araya getirerek aidiyet duygularını pekiştirecekleri yere üçüncü sınıf yabancı futbolcuları allayıp pullayıp tüm manevi değerleri ayaklar altına alarak seyirci çekmeye çalışıyorlar. Üretim ve tüketim dengeli yürümeli, sürekli tüketir yerine koymazsak bir gün tükeniriz şu anda geldiğimiz durum bunun kanıtı. Şu durumda biz sıfırı çoktan bitirdik. Spor ve futbol kültüründen uzak ülkede spor ticareti yapmak zor. İstediğiniz kadar yayın gelirlerini astronomik boyutlara çıkarın karşılığı olmayan yatırım ölü yatırımdır.


Önümüzdeki günlerde TFF kulüpler birliğiyle son olayları değerlendirip şikeye karışan kulüplere ne gibi yaptırım uygulanacağına dair karar verecekler. Esas söz konusu olan Fenerbahçe kulübüne kesilecek ceza. Aslında böyle bir toplantı yapmanın bir anlamı yok yasalar kanunlar ortada verilecek cezalar belli. UEFA bu konuda kesin tavrını ortaya koydu asla taviz verilmesine tahammülü yok. Şayet TFF ve kulüpler birliği ticari kaygıları öne sürerek birilerini kurtarma peşindeyse telafisi mümkün olmayan zararlara neden olacaklar. FB camiasının düştüğü durumu şöyle bir kenara koyalım. Şike olayının üstü örtülürse şayet 88 yıllık Türkiye Cumhuriyetine sürülen büyük kara leke olarak kalır! Her şeyden önce bu olayın maddi zararından daha çok manevi zararı söz konusu, toplum içinde ahlaki çöküntüyü büyük ölçüde körükler. Hepimizin çocukları var biz onların nasıl yüzüne bakabiliriz? Sorduklarında ne gibi cevap vereceğiz? Cevabımız “başarıya giden her yol mubahtır” mı olacak. İyi düşünün!!!


Fenerbahçeli dostlar endişeye kapılmasınlar. 104 yıllık camialarına leke sürenler mutlaka cezasını çekmelidirler. Yüce Türk adaletinin verdiği karar herkesin hayrına olacaktır. Korkmayın şayet FB ikinci lige düşürülürse değerinden bir gram eksilmez. Gerçek Fenerbahçe taraftarları kulüplerine sahip çıkacaklardır ve eskisinden daha güçlü geri döneceklerine adım gibi eminim. Galatasaray taraftarlarının çoğunluğu geçen sene yaşanan Cemal Nalga olayında açıkça duruşunu ortaya koymuştur. Böyle çirkin olayları savunmanın, örtbas etmenin geçiştirmenin kimseye faydası yoktur. FB, GS, BJK vb. büyük camialara daha büyük yaralar açar! Bu olaydan Türk ekonomisine asla zarar gelmez. Ekonomimiz ne zaman sarsılır biliyor musunuz? Halk okey, iskambil oyunlarından vazgeçer. Çay, rakı, sigara tüketimini bırakır, birde kredi kartları elinden alınırsa. İşte o zaman Türk ekonomisinde ciddi bir bocalama olur."

Sustalı Kemal !

|
O biir gözlemlenmesi gereken sustalıyı, gözlemletmeyen Kemal,
O biiir Özgener Fedarasyonunun Gözlemciler Kurulu Başkanı Sustalı Kemal,
O biiiir Aydınlar Federasyonunun Gözlemciler Kurulu Başkanı Sustalı Kemal,
O biiirr ki üç dört Sustalı Kemal !

Kişiler değişse de;
Zihniyet aynı.
İstifa !

Altıartıikiartıikieşittiron

|
Bundan sonra ligimizde tribüncü sayısında artışa neden olacak yeni bir uygulama olacak. Yeni kurala göre altı yabancı sahada oynayabilecek. İki tanesi yedek kulübesinde bekleyecek, iki tanesi ise tribünde bizle beraber olacak. Üçlü çektirmek için milyonlarca dolar bir tıkla ecnebinin hesabına geçecek, bir emirle bizim halkımıza kurşun olarak dönecek. Ağaçları kesip boğaz manzaralı villalar diken kodomonlar ikişer ev daha satacak. Daha çok futbolcu gece partisi yapıp komşularını rahatsız edecek. Taraftarı birbirine düşürecek. Çaycısına kadar brezilya takımı olanlar bayram edecek. Hiddink milli takıma halı sahalardan oyuncu seçmeye başlayacak. Fazla derine inmeden yüzeysel düşünürsek ülke futbolu kaybedecek. Olumlu tarafı da var elbet. Artık Düzmece Mehmet'ler, çakma Gökçeklere gerek kalmayacak, o işler artık legal. Kim bilir belki 10 tane yetmez Azize de souzalar türer ülkemize. Fransa Zidane ve Karembeu, İtalya Maldini ile Cenevre'ye giderken biz de Metin Oktay'ın balmumundan heykelini götürürüz Euro 2020 adaylık dosyasının içinde. Hiddink'in videosunu götürdüğümüz gibi. Platini, Johanson, Şenes Erzik meselesi değil bu; Mahmut Özgener, Jean-Pierre Escalettes meselesi.

Annesiz Federasyon!

|




Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, futbolcumuz Arda Turan'a bir maçtan men cezası verdi. Fenerbahçe maçının ardından üç maç men cezası alan Arda Turan, İstanbul Büyükşehir Belediyespor karşılaşması sonrası yaşanan olaylardan dolayı bir maçtan men cezası aldı. Öte yandan PFDK, görevli olmayan kişilerin soyunma odasında yer almasından dolayı Galatasaray'a 10 bin TL para cezası verdi.

Profesyonel Disiplin Kurulu'nun aldığı karar ve gerekçesi şöyle:

"GALATASARAY A.Ş.'nin, 19.04.2009 tarihinde oynanan BÜYÜKŞEHİR BLD. SPOR - GALATASARAY A.Ş.Turkcell Süper Lig futbol müsabakasında, görevli olmayan kişilerin soyunma odasında yer almasından dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle takdiren 10.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırımasına,

Aynı müsabakada GALATASARAY A.Ş. sporcusu ARDA TURAN'ın güvenlik görevlilerine yönelik hakareti nedeniyle takdiren 1 RESMİ MÜSABAKADAN MEN CEZASI ile cezalandırılmasına,

Cezanın infazının devam eden cezasının infazının bitimini takiben başlatılmasına karar verilmiştir"


GS Resmi Site



Oha lan! soyunma odasına izinsiz girildi diye maç cezasımı verilir?
Tamam Arda hatalı ama maç cezası ne alaka?

Nasıl bir ülkede yaşıyoruz nerdeyiz biz?
Bu kadar kolay mı maç cezası vermek..
Bu kararları gördükten sonra artniyet aramamak mümkün değil!

TFF denen saçmalıkta ne kadar adam varsa Allah belasını versin..

DEPO