Bekliyoruz Seni Kayseri'de !
Eziklik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eziklik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
'Yargıyı bekleyelim, gerekirse 1-2 yıl hiçbirimiz Avrupa Kupaları'na katılmayalım'
Yıldırım Demirören
*
' Eğer Galatasaray birileri tarafından yurt dışına çıkma hakkını kaybederse mayıs ayında ben çekilirim, başkaları devam eder. Böyle bir ortamda başkanlık yapmam.'
Ünal Aysal
Burada parası olanın borusu öter. Parayı veren düdüğü çalar dememiş miydi zaten hoca ? Öttü. Ahlaksızca davranışla şike yapanların aylardır yaptığı dansözlükler sonucu suçun cezası kaldırıldı. Kaldırılacak.
Maalesef ama onuruyla yaşayanlar, yaşamayanlardan daha az.
Paranın esiri ne kadar canlı varsa;
Bu utançla yaşayın, geberin. Size bu yakışır !
Uyan Galatasaray Taraftarı, Uyan !Arda Turan'ı çubuklu tosunlaştırma çalışmaları devam ediyor. Arda Turan bir Bülent Korkmaz değildir, Metin Oktay hiç değildir. Ama Çubuklu Tosun da olmayacaktır.
O, bunu tercih etmiştir. Efsane olmayı da reddetmiştir, yıllarca Galatasaray'da oynayıp, Galatasaray'da futbolu bırakmayı da. Artık herkes işine baksın. Çizgileri taşırmadan.
#66
Dinleyin az. Az önce kafasına elma düşünce yer çekimini bulan Newton gibi bulduk diye haykırmak istedik. Aslında bir şey bulduğumuz felan yoktu. Parçaları birleştirip şuraya karalayalım dedik. Nasıl olsa kese bol. Yıllardır sorulur durulur. Aynı evde yaşayan iki kardeş, okulda aynı sırada oturan iki arkadaş neden birbirine yuvarlak bir top yüzünden düşman olur? Bir de bu düşmanlığın ülkemizde en üst seviyede olmasının sebebi nedir? Glasgow - Celtic olayındaki, Boca - River olayındaki, Lazio - Roma olayındaki toplumsal farklılıkların yarattığı düşmanlığın futbolda da olması gayet normaldir çünkü. Tek farklılığı İstanbul'un iki farklı yakasında olması olan iki kulüpteki bu düşmanlığın sebebi nedir?
Geçmişe baktığımızda pek çok dostluk olayları karşımıza çıkıyor. Taraftarların birbirine olan ezeli rekabeti, düşmanlığa getirdiğini ise son yıllarda görüyoruz. Son 13 yılda ise tavan yaptığı da bir gerçek. Öncesinde darbe döneminde toplumum gazını almak için belirli güçler tarafından kullanılmış olabilir ancak futbolun kendi doğasından kaynaklanan düşmanlık son 13 yıla dayanıyor.
1905 yılında kurulmuş bir futbol takımı başarılar kazanırken bundan 2 yıl sonra kurulan bir kulübün kurulma amacı bellidir. 1905 yılında kurulan takımı yenmek. Çünkü ülke düzeyinde tekeli yıkmak için bu gerekecektir. Kola piyasasını kapmış Coca Cola'yı ülke çapında geçmek için çeşitli iftiralar atmak gibi. Bu olay sıradan bir muhtarlık seçiminde de böyledir, dernek başkanı seçiminde de. Kurulma amacı Galatasaray'ı yenmek olan bir kulübün başına bunu kendine hırs edinmiş bir başkan gelince de yukarıdaki soruların bir çoğu cevaplanmış oluyor aslında. Günümüzde yeni yönetimle birlikte kulübümüz neredeyse her branşta yeni transferler ve atılımlar içerisinde. Bu atılımı içerideki futbol teröristi 10 yıl önce yapmış ve başarısız olmuştu. Çünkü ülkeye basketbolu getiren, voleybolda başarıla kazanıp belli bir camia oluşturmuş Galatasaray'ı yıkmanın sadece transferle olmayacağına inanıyordu. Tüm branşlarda başarılı olabilmek için Orta Doğu liderlerinin 30 yıl önce yaptıklarını yapmanın gerekli olduğuna inanıyordu. Öncelikle kendi kulübünde çatlak ses çıkarmayacak şekilde kadrolaşmaya gidilmeliydi. Kulüpte muhalif sesler kesildikten sonra taraftara el atmak gerekecekti. Olası başarısızlıkta taraftar yöneticileri yönetimi savunmalıydı. Böylece bedava bilet-karaborsa olayı da ilk kez organize bir şekilde futbolumuza girmiş olacaktı. Buradaki ranttan nemalanmak isteyen mafya babaları türk tribünlerine bunun sonucunda girecekti. Olası muhalif seslerde, medya baskısında, tribünsel protestolarda, futbolcu dövmelerinde kullanılacaktı. Artık kulüpte bir padişahlık dönemi başlıyor ve hırslı başkan projesinin ilk ayağını tamamlıyordu. Bunun sonucunda Galatasaray taraftarlarına sidik torbaları yağdırılıyor, kulüp tarafından taraftar kanalizasyonlarda tutuluyor, oturacakları koltuklara tezekler sürülüyordu. Paranın çok şey olduğu ülkemizde de kardeş, kardeşe bunu yapıyor ve nefret tohumları atılıyordu.
Sırada kulüpten çıkıp, ülke futboluna hükmetmenin zamanı gelmişti. Bir bakıma çıraklık dönemi bitmişti ve medya önemliydi bu noktada. Sponsor aracılığıyla son model lüks araçlar dağıtılacak, medyanın önemli kalemleri satın alınacaktı. Mevcutta zaten alınmışlar vardı. Bununla birlikte de medya neredeyse tek ele dönecekti. Gelecek tek emire göre hareket edecek, istendiği gibi yönlendirilecekti. Böylece çeşitli dönüm noktalarında topluma yön verilecek ve kulüp lehinde usulsüzce kararlar çıkmasına yardımcı olacaktı.
Kulüp herhangi bir alanda başarıyı hedeflerken olaya her yönüyle hakim olmaya çalışıyordu. Basketbolu ele alırsak, yayın ihalesi camianın önde gelenlerinden birisine veriliyor ve şube büyük takım olma yolunda destekleniyordu. Ligin isim hakkı, kulüp sponsorları ve federasyon sempatizanlar tarafından destekleniyor ve rakiplerine kat kat bütçelerle sahaya çıkıyordu. Burada sıkıntı yoktu. Ama bazıları bu desteği Türk sporuna soktuğunu iddia edip federasyon içinde kadrolaşıyor, kritik zamanlarda akıllarda soru işareti bırakan kararlar alınıyordu. Aynı sistem voleybol v.b. şubelerde de izleniyor ve başarı sağlanıyordu.
Tüm bu sistemleri futbol üzerinde uygulamak popüleritesi sebebiyle zordu. Ama yapılmalıydı. Biraz geç olarak bu sistem futbola kuruluyor ve günümüzdeki olaylar patlak veriyordu. Yayın, sponsor, isim hakkı gibi gelirlerdeki artışın tek sebebi olarak kendisini gösteren şüpheli şahıs, kulüpler birliği adı konulan Türk futbolunu pazarlama vakıfı aracılığıyla federasyon içerisinde istediği her şeyi yaptırıyordu. Bunun için de kendisine seçtiği maşaları dışarıda kendisinden daha çok çalışıyordu. Düne kadar vakıfa düşman olan şahıs, vakıfın 1 numaralı adamı olmuş, kendisine vakıftan atmak isteyen paragözleri de 321 milyon dolara satın almıştı. Kulüpler birliği üyesi satılmış kulüpler, hukuksuz bir kararın altına imza atılırken söz birliği yapmış gibi sırasıyla bu davranışa destek veriyordu. Aynı dakikalarda da kulüplerin bağımsız taraftar oluşumları hukuksuzluğa karşı çıkıyor ve yönetimlerini paranın kölesi olmakla suçluyordu.
Paranın işin içine girdiğinden beri büyük tutkuyla bağlı olduğumuz futbol elimizden uçup gitmişti. Tüm dünyada yayılan endüstriyel futbol ülkemize bir yöneticinin kişisel hırsları sayesinde sıçramıştı. Futbolu sosyeteleştirme çabaları durumu bu hale getirmiş, paranın olduğu her yerde olduğu gibi çıkarlar en ön plana geçmişti. Endüstriyel futbolun, sadece kapalı tribünü kaybetmek olduğunu düşünenler yanılmış, koyun sürüsü dahi yönetemeyecek para babaları hayatını Galatasaray fikstürüne göre ayarlayan bizlerin hayatını mahvetmişti. Paranın olduğu yerde futbolun ruhunu aramak karhanede romantizm aramaya benzerdi. Ama inanmış bir grup insanın mücadelesi bitmeyecekti. Şimdi burada, yarın başka yerde. Kim bilir nerede? Bilinmezdi.


"Galatasaray taraftarı küçücük stadı cehenneme çevirdi. Onlara hayran oldum.. Desibel rekorları da varmış zaten"
Cristian Chivu ( Inter Futbolcusu )
"No suprize to see a few fireworks, when Galatasaray fans come to town"
(Maçı Anlatan İngiliz Spiker)
Emniyet son 1 yıla el attı. Ülkenin gündemi 2 haftadır değişti. Bu süreçte bakın ne oldu? İran'dan ve Suriye'den Türkiye'ye tehdit geldi. Doğudan "Savaşa Hazırız" pankartları görüntülendi. 7 şehit verildi. Evinin önünde 2 sivil asker öldürüldü. Terör örgütü yol kesip 3 kişiyi kaçırdı. Aziz Yıldırım'ın son 13 senesine, futboldaki baskısına, oyuncularını dövdürmesine, kongre üyelerini tehdit etmesine, tff kurullarını ele geçirmesine, ülke içindeki futbol kulüpleriyle ilişkisine, erkek ve bayan basketboldaki sponsorlarla, yayıncı kuruluşla, federasyonla diyaloglarına, voleybolda federasyonla durumuna, taraftar gruplarıyla beraber yaptığı işlere el atılsa 1 yıl boyunca gündem değişir ve Türkiye elimizden uçar giderdi herhalde.Tepeden inme yöntemle göreve gelen TFF başkanı acele karar verileceğini açıklamıştı geçtiğimiz günlerde. Hukuken de buna hakkı var. Bu hakkı anayasamız kendilerine veriyor. Ancak kulüpler birliği denilen futbolu satma organizasyonu sponsorları, gelirleri sebep göstererek olayı örtbas etme kararı aldı. Altında da yayın gelirlerinin azalacağından korkan kulüp başkanlarının imzası var. Akıllarınca süreci uzatacak ve ufak bir cezayla şikeyi geçiştirecekler. Peki merak ediyoruz aynı olayı sonraki yıllarda küçük bir kulüp yapsa ne olacak? Bu kulüpler aynı tavrı gösterebilecek mi? Bu konuda başkanımızdan beklentimizi önceki yazımızda dile getirmiştik. Bu oyuna alet olmamalı ve tepki vermeliydik. Başkanımız da bizimle aynı düşüncedeymiş ki tepkisini verdi. Ancak hemen ardından ağız birliği yapmış gibi tüm kulüpler federasyona olan desteklerini sıraladılar. Bu desteği Juventus verse anlarız. Öyle olmadığına göre kulüplerin hukuksuzluğa göz yumması için tek sebep kalıyor. O da Aziz Yıldırım'ın "Konuşursam herkes yanar" sözünde yanacaklar kısmında olmaları.
Umuyoruz ki yönetim verdiği tepkinin arkasında durur. Hukusuzluğa karşı duruşunu sergiler. Şanlı Galatasaray tarihine ve geleneklerine özgü davranmaya devam eder. Bu ülkeye yanlışın karşısında durmayı öğretir ve bir kez daha bizi gururlandırır. Hepsi bir olsun, biz tek. Ama dimdik!
Tartışılmalı !
Bak. Bu futbol topu. Eskiden böyleydi yani. Şimdi üstünde üç çizgi v.b. işaretler var. 5 liraysa her çizgiye 5'er liradan 15 daha veriyor, aynı topu 20 liraya alıyorsun. Bir de bizim Metin Oktay var. Ondan daha kalitesiz forvetler formasının üstünde değişik firmaların adını taşıdığı için Metin Oktay'dan daha fazla para alıyor. Helal-i hoş olsun. Buraya kadar sıkıntı yok. 3-5 kişi endüstriyel futbol dediğinde siktiri çekip taşak geçenler vardı. Çünkü kimin çok para aldığı umurlarında değildi. Kimsenin umurunda değil aslında. Ancak işin tehlikeli yönü vardı. Futbol çok büyük zevk verdiği için takipçisi çoktu ve taraftarları sömürülmeye müsait kıvama gelmişti. Hadi buna da kimsenin itirazı yoktu. Para nasıl olsa benimdi. Kimseyi de ilgilendirmezdi. Tehlikeli kısımı ise günümüzde Türk Futbolu yaşıyordu. Parası ve nüfuzu çok olduğu için kulüplerden bir tanesi hukuksuz iş yapıyor ve bunun sonucunda marka değeri diye saçmalık üretilerek cezalandırılmıyordu.Evet Türk futbolu gün itibariyle sermayeye teslim olmuştu. Pardon, futbol direnmesine rağmen teslim edilmişti. Türkiye Futbol Federasyonu ve Kulüpler Birliği adı altındaki Türk Futbolunu masa başında yönetmeyi ilke edinmiş futbol düşmanı kuruluş tarafından futbol topu demir parmaklıklar ardına şutlanmıştı. Demir parmaklıklar ardında bundan sonra suçlular değil futbol ve onun doğal ruhu olacaktı. Dışarıdaki futbol adını taktıkları ise bacasız bir sanayi olacaktı.
Galatasaray taraftarı Adnan Polat'ı Galatasaray uğruna gider yaptığı gün sevmiştir. Ancak Adnan Polat bunu unutmuş ve Galatasaray'ın haklarını koruyamaz hale gelmiştir. Galatasaray taraftarı da Adnan Polat'tan işte o gün nefret etmiştir. Eğer ki kulübümüz günümüzde yaşadığımız sürece müdahale etmezse bu işten karsız çıkan taraf yönetim olacaktır. Mevcut Galatasaray yönetimi bunu çok iyi bilmelidir.
Bu verilen karar sonucunda Türk futbolunun değeri korunmamış, tam tersine ayaklar altına alınmıştır. Artık futbolda adalet değil, para mülkün temeli olmuştur. Bundan sonra büyük nüfuzlu kulüplere şike yapmak serbest hale gelmiştir. Akıllarınca sürec uzayacak ve balık hafızalı halk bunu unutacaktır. Ancak bu klavye delikanlısı bunu asla unutmayacaktır. Bu sebeple suyun öteki yakası buna sevinmemelidir. Kendilerine tarihin ilk yıllarında takılan körler ülkesi lakabının dışına çıkabilmelilerdir. Yoksa bu leke formalarından, armalarından asla silinmeyecektir.

O biir gözlemlenmesi gereken sustalıyı, gözlemletmeyen Kemal,
O biiir Özgener Fedarasyonunun Gözlemciler Kurulu Başkanı Sustalı Kemal,
O biiiir Aydınlar Federasyonunun Gözlemciler Kurulu Başkanı Sustalı Kemal,
O biiirr ki üç dört Sustalı Kemal !
Kişiler değişse de;
Zihniyet aynı.
İstifa !
Nereden başlayalım; Diana Taurasi’nin cezasının kaldırıldığı günden mi, yoksa o gün itibariyle sahada yapılan kıyımdan mı?Nasıl anlatalım rakibin şaibeli bir isminin diyetini bizim tertemiz takımımızdan çıkarmalarını?
Direndi, savaştı ama kutsal ittifakı yıkamadı aslan kızlarımız. Melisa Can sakatlandı, Fowles ve Bahar daha fazla savaştı. Fowles sakatlandı 5 kısayla yine savaştı takım, ilk maçta dönülmeze geldiğinde skor 22 yaşında gencecik bir kız çıktı ve hatırlattı herkese “biz Galatasaray’ız, pes etmeyiz…”. Aslan gibi olan yüreklerini sahaya koydular ama kırıldı o kalpler. Sanılmasın rakipleri kırdı bu aslan gibi kalbi, kıramazdı da zaten. Kızların oyununa karışan, bu kızlardan “adamlık” öğrenmesi gereken kelli felli, tipine baksan adam diyeceğin “düdükler” kırdı. Yeri geldi gözlerini kapadılar Fenerbahçeli bir oyuncu fazla adım atarken, arkalarını döndüler Fenerbahçelilerin milli güreşçilere taş çıkaran hareketlerinde. Galatasaray’a yapılan her faulde üç maymunu oynayanlar, şahin gibiydi Fenerbahçe lehine faul çalma çabasındayken. Görevleri tamamlandı 17 Nisan itibariyle. Keşke rakibimizi tebrik edebileceğimiz bir seri olsaydı ama şimdi anlayamadık bizim rakibimiz kimdi, sahada yenmemiz gereken kaç Fenerbahçeli vardı, bu kurulan tezgahın başında kimler oturuyordu?
Belki sadece bir kupayla kapanıyor bu sene, teneke olarak fazla şey kazanamazdılar ama Galatasaray taraftarının kalbindeki yerini sağlamlaştırdı basketbolcu kızlar. Yine hayran bıraktılar Galatasaraylı ruhlarına, mücadelelerine. Sene boyunca haklarını fazla teslim edemesek de onlar mücadele ederek tüm camianın haklı takdirini kazanmışlardır. Umudum odur ki; önümüzdeki seneden itibaren sarı-kırmızı atan her kalp bu kızların yanında duracaktır ve rakibe benzemeden küfürsüz, şiddetsiz sadece sevdamızı haykırmak için bu takımın arkasında olacaktır salonlarda. Ve hak ettiklerini en kısa süre içinde, hep beraber söke söke Galatasaray müzesine götüreceğiz.
2010/2011 TKBL sezonunun ardından teşekkür ederiz Galatasaray’ın Sultanları’na, parçalımıza bıraktıkları her damla ter için. Teşekkür ederiz tüm dış etkenlere, gurur duyacağımız bu mücadelenin fitilini yaktıkları için. Ama unutmasınlar hakkımız helal değildir o emek hırsızlarına. Zaten içtiğin ilaçlar uyutmaz biliriz de, sen de rahat uyuma Fenerbahçe. Kadın basketbolunun hakimi, yeniden tek başına yenemeyeceğin kadar güçlü. Güvendiğin dağlara da kar yağması yakındır.
Arca Yıldırım
Ülker - Galatasaray
Bugün
Sekizde
Sinan Erdem Olimpiyat Stadında
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








