Aforizma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aforizma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bugüne En Uzak Gün; Dün.

|
Bir kızı seversin, peşinden koşarsın, aşık olursun , sevdirirsin kendini, mutluluğun tavan yapar, hayatta ki en mutlu insan kimdir ihtimaline o ve sen i koyarsın. Sonra işler kötüye gitmeye başlar , acılı sancılı dönemler geçirirsin , yürümeyeceğine inanmak istemezsin , hissizleşirsin sonra , üzülürsün bazen , sonra üzülemezsin bir yerden sonra his kavramın kaybolur, sadece üzülmek değil mutlu da olamazsın , heyecanlanamazsın mesela.Kaybedenler Kulübü ' nü izlemişsindir gereğinden fazla bünyene nüfuz etmiştir ya da Zakkum dinliyorsundur durmaksızın.

Bunlardan bağımsız , tuttuğun takım yeşil saha da yapamamışsa da elinden geleni , yine de Galatasaray Bayrağı'nın dalgalandığı her seni sevmeler cumhuriyetinde baskette engelsizde voleybolda futbolda aldığın her sayı , isyankar bir yumruk olup kalkar ya havaya hani, hiç bir şeye değişilmez senin sevgin bu dünyada diye besteye girilir çokça gırtlaklar patlatılırcasına çekilen üçlünün peşi sıra. İşte renksiz yaşamımız bir çift renkle hayat bulur bu zamanlarda , dost simalarda hayatın belki de başka hiç bir evresinde göremeyeceğin o gülüşü görürsün ; mutluluğu. Mutluluğu hissedersin damarlarında , hayat bazen sana git demez ama sen gidersin sorgulamadan, düşünmeden boynunda sarı kırmızı atkınla düşersin yollara.

Senin peşinde birer mutluluk simyacısı olan bu bünyeler , mutluluğunu doruklarda , hüznünü diplerde yaşayarak kolkola olacaklar yine; yeni sezonda yeni umutlarla .

Uğrunda verdiğimiz inatçı kavga hiç bitmeyecek ; Galatasaray!

En Kötü Gün Bugünse;

|
Vize haftasına denk gelen derbi. İptal olmayan etütler. İlk yarısı binlerce km uzaktan izlenmiş ve ikinci yarısına ulaşılamayan bir maç. Maç öncesinde tribünün Ali Sami YEN efsanesine dikkat çekişi. Önceki gün farkla kazanılan Telekom maçı. Erkek voleybolcularımızın malum takıma koyuşu. Engelsiz aslanlarımızın sezona bıraktığı gibi başlaması. Geldiğinde gerçekten inanamadığımız Elano'nun inanılmaz zararla satılması. Bir değil, onbir kayıt gerektiren tüm bu olayları ancak bu kadar yazabiliyor olmak. Futboltif başarısıslıklara dikkat çekememek.

Bugün de Galatasaray !

Sonun Başlangıcı

|
İnsanın ömrü boyunca unutmayacağı bazı özel zamanları vardır. Kimisi için son model bir arabayla yaptığı hız denemesi, kimisi içinde bir gece klübünde sabaha dek eğlencenin dibine vurmak.Bizim içinse hayatımzda yaşayıp yaşayabileceğimiz en güzel anıların, unutulmaz zamanların çok büyük bir kısmı bu statta geçti.Bu stad ki Türkiye'de kurulan binlerce futbol klubünün hayallerini süsleyen başarılara , futbolda imkansızın olmadığına tanıklık etmiş.. Ürkütücü atmosferiyle nam salmış bir çok statta top koşturan dünyaca ünlü futbolcuların Ali Sami Yen'i bu stadlardan üste koyması bu stadın gerçek bir cehennem atmosferinin olduğunu kanıtlyor herhalde.

Denizli den gelen gol haberinide yaşadı bu stad, Leeds zaferini de. Teknik direktörsüz armaya ruh olupta doldu bu stad, Milan maçında son dakikada penaltı atan Ümit Davala'ya itici kuvvette. Sabri 'nin Bordeaux maçında çektiği o son şutta oldu, Nonda'nın fenere attığı kafada.

Stadların ruhu vardır.Futbolcusu,taraftarı o statla bütünleştiğinde o takımın önünde zor durulur.Taraftarının ona kavuşmak için beklediği iki hafta geçmek bilmez.Stadın merdivenlerden hızla çıkan adımlar sevgiliye ulaşmak için çarpan kalplerin birer yansımasıdır.Yarım sezon var önümüzde.Sona yaklaştıkça çekilecek her üçlü canımızı daha çok yakacak. Daha lüks bir eve çıkacak olan ailenin; o mahallenin arsalarında çok maç etmiş, sokaklarında çok oyun oynamış, çok güzel anıları kalmış en küçük çocuğunun, mahallesinden ayrılırken yaşadığı hüzne benzer duygular içerisindeyim. Elveda demek çok zor olacak..

21.00
Galatasaray SK - ofk belgrad
ALİ SAMİ YEN STADYUMU

Nedensiz Bir Çocuk Ağlaması Bile Çok Sonra ki Bir Gülüşün Başlangıcıdır

|
Hedeflerin tutmadığı , hayallerin gerçekleşmediği, mücadelenin hırsın özlendiği bir sezon..

Milyon dolar harcayarak kurulan bir takım var ortada, yabancıların maliyeti daha 2 3 sezon öncesinde takımda oynayan yabancıların 2 3 katı belkide daha fazla.. Ve isim olarak ligin en kaliteli kadrosu. Yabancılara bakın Leo Neill Keita Santos Elano Baros Jo Kewell. İki üç sene evvel bu yabancıların bir arada bizim formamızı giyeceği söylense çoğumuz gülerdik herhalde . Bu kadro kuruldu ve çoğumuz büyük umutlarla başladık sezona. Ancak unuttuğumuz en önemli şey futbolun isimlerle değil sahada mücadelesini veren yüreğini ortaya koyan isimlerle oynandığıydı.Ki yine de benim sabrımı taşıran Jo 'nun o takımla yapılan maç sonrası alınan mağlubiyete rağmen evinde alem yapması oldu.Bu gerçekten hazmedilecek bir şey değil. Bizim Galatasaray'da yıl ortasında yaşanan olası puan kayıplarına karşın Nisan ayında başlayan kenetlenme Mayıs'larda yüzümüzü güldürür o mücadele o hırs göğüsümüzü kabartırdı.Tamam liderin belli bir puan gerisinde olabiliriz ama kapanır puan farkı hem bizimkiler aslan gibi savaşıyor diyemediğimiz bir sezondayız.O gitsin şu kovulsun bunun kellesi alınsın demiyorum. Futbolculara 6 7 ay para verilmesin daha iyi mücadele ediyorlar gibi sadist düşüncelerede sahip değilim ancak, o Ankara deplasmanındaki çamurlu forma o haksızlıkların iktidar olduğu sezon şerefsizliklerin suratına birer tokat gibi çarpan forma o ruh geri gelsin istiyorum.Alışmışım öyle mücadelelere bu oyunu bu mücadele yoksunu oyunu kabul etmiyorum. Aşkımızın renklere olduğunu Galatasaray'ı yürekten sevip yürekten desteklediğimizi formanın ağırlığından bi haber futbolculara ağızlarından salyalar akan medyaya kısacası ele güne karşı göstermemiz gerek.Sadece sarı-kırmızıyla sadece iki renkle.Dilimizde , kalbimizde..

11 Nisan Pazar
Umudun başladığı yerde!

Umudun Peşinde

|
Öncelikle; malum öss yüzünden ara verdiğim, uzaklaştığım, belki de 4 senelik lise hayatımda ele avuca sığar bir çaba göstermemenin sonucu olarak uzak kaldığım tribüne ve yazmaktan büyük zevk duyduğum bu bloga sesimin daha güçlü çıktığı şekilde dönmek için sabırsızlanıyorum..

Galatasaray sevgisi, tribün sevgisi insanda bağmlılık yaratır. Hayatında değer verdiği, değerli saydığı birçok şeyin önüne geçer en tepede yer alır. Uzaktan seyretmek durumunda kaldığım Galatasaray'ımın basketboldaki gösterdiği asil mücadele ve bu mücadeleyle ilgili okuduğum her yazı tüylerimi diken diken etmekte, içimde (bu sene boyunca) bastırmaya çalıştığım duyguları dizginlenilemez hale getirmekte. Bu takım savaşıyor. Bu takım taşıdığı şanlı formayı inançla bu formanın hakettiği şekilde taşıyor. Bu mücadeleye büyük Galatasaray taraftarının da kayıtsız kalmaması salonu derbi oynanıyormuşçasına doldurması gerekmiyor mu. Sevgililerin en güzelini var gücüyle susmadan desteklemek için neyi bekliyoruz. Bu savaş bizim. Sevmezmiyiz biz böyle mücadele örneklerini. Futbolda az yaşamadıkmı benzerlerini. Aynı şekilde zor kazanılır denilip açık ara rakibin favori gösterildiği derbi maçlarında takımımızın arkasında durarak pay sahibi olmadık mı?

Herhangi bir sebepten dolayı olamamışsak takımımızın yanında, olamamışsak armamızın peşinde bu maç bir milat olsun. Salı günü omuz omuza çekeceğimiz o ilk üçlüyle parkedeki aslanların sonuna kadar yanlarında olduğumuzu gösterelim.

Galatasaray bizim için bir umut.
Umut, benim beslediğim beni besliyor sandığım..

GALATASARAY - Banca Tercas Teramo
12.01.2010
20:00
ABDİ İPEKÇİ Spor Salonu

Şizofreniya II.

|
Saat yine öğlene geliyor. Hiç uyanmasaydım diye düşünerek başlıyorum güne. Bir gün uyusaydım topyekün. Ne kaybedebilirdim ki sanki..


Mutfağa geçerek kahve suyunu koyuyorum ocağa. Başım ağrıyo yine her sabah ki gibi. Yüzümü yıkamaya giriyorum banyo'ya. Kırlaşmış saçlarıma bakıyorum anlamsızca. Zaten hepi topu ortada bir tutam kalmış bir de kenarlarda. Yüzüme çarpıyorum buz gibi suyu..


Kahvemi hazırlayıp salondaki penceremin önüne geçiyorum. Masanın üstündeki ufak radyomu açıyorum ve bir sigara yakıyorum. Islanmış sokaklara bakıyorum, bir hengame içerisinde sağa sola koşturan insalara bakıyorum, üst üste çıkmış araçlara bakıyorum. Radyo'da Cem Karaca'dan "Sen de başını alıp gitme" parçası çalıyor. Gençliğimi anımsıyorum bir an..


TV'yi açıyorum ve insanların birbirleriyle evlendirilmeye çalışıldığı bir programı izlemeye başlıyorum. Ben yaşlarda bir adam çıktı ve o çelimsiz haline rağmen 50 yaşında hatunu kaptı gözümün önünde. Kesin cebi doludur onun, evi barkı, yatı katı vardır diye söyleniyorum hem o naif kadıncağız napsın onu yoksa. Söylenmelerim bitince bende mi arasam ulan diye geçiriyorum aklımdan. Yalnızlık'da bir yere kadar, hem yaş 65'e dayandı bir sıcak çorba yapanımız olsa fena mı olurdu diye düşünürken uyuyakalıyorum..


Rüyamda O'nu görüyorum yine. Ben de seni sevmiştim diyor. Hayat işte olmadı, olamadı diyor. Git diyorum. Nolursun git artık. Ne seni ne de sensizliği yaşatmadın. Susuyoruz ikimizde. Öylece bakıyorum gözlerine. Ne de çok özlemişim. Gençken'de en az bukadar güzeldi diye geçiriyorum içimden. Susuyorum, susuyor, susuyoruz..


Uyandığımda mutfakta bir tas çorba buluyorum. Hem de en sevdiğimden, borş çorbası. Moskova'da tanışmıştım gençliğimde bu çorbayla. Onlara has bir şeymiş işte. O gün bu gündür hala da çok severim. İyi de kim getirmiş olabilir ki bu çorbayı? Neyse soğutmadan içmeli, soğuyunca pek bir şeye benzemiyor..


Akrep ve yelkovan 19:05'i gösterdiğinde saatimin alarmı çalmaya başlıyor. Evden çıkıyorum üstümü değiştirip. Her zaman ki meyhaneye giriyorum yine. Hoş geldin bey amcacım buyur geç masan hazır diyor genç garson. Bey babandır senin diyorum yine tüm aksiliğimle ve masaya ilerliyorum. Tüm masalarda oturanlar zamanla değişir hatta masalar bile değişir ama bizim masa ve oturanları değişmez yıllardır. Yine gelmiş bizimkiler..


Oturuyorum masa'ya hiç bir şey demeden. Kimse de bana bir şey demiyor zaten. Konuşmadan rakılarımızı içmeye başlıyoruz yine. Herkes gelmeden içmeye başlamaz kimse, eski alışkanlıktır bizde. Biz öylece sus pus içerken mekanın sahibi geliyor yanımıza. Bu akşamki maçı özel bir şifreli kanal veriyor ama sizin için aldım vallahi diyor. Eyvallah diyoruz. Maç başlıyor..


Tüm maç hiç usanmadan tribünler hakkında yorumlar yapıyoruz. Bizim zamanımızda.. Hatırlıyor musunuz.. Bir gün.. ile başlayan cümleler ardı arkası kesilmeden sürerken maç bitiveriyor. Hepimiz kafayı bulmuşuz, moralimizde bozuk. Biz TV'den maç izleyecek adammıydık be..


Meyhane kapanırken çıkıyoruz sokağa. Manasızca bir birine bakıyor herkes. İçimizden birisi, ya hani bizim bir bestemiz vardı nasıldı o diyor. Gerisi harbiden yanlış mıydı neydi yahu diye üsteliyor. Biraz alkolün etkisi biraz da kabul etmeli ki ihtiyarlıktan hatırlayamadık. Yolu ortasında öylece duruyorduk. Ağır ağır yürümeye başladık semtin ara sokaklarından evlerimize doğru. Sonra bir anda başladık hep bir ağızdan;


CİM BOM BOM'UM SENSİZ
YAŞAMAK ÇOK ZOR İNAN
BİR TEK SENİ SEVDİM
GERİSİ HARBİDEN YALAN
***


Bu hikayede anlatılan tüm kişi ve kurumlar tamamen hayal mahsülüdür!


ultrAslan-KARŞI - ARŞİV 

Şizofreniya

|
Gecenin saçma sapan bir saati uyanıverdim. Sanki günlerdir, haftalardır uyuyormuşum gibi hissettim kendimi. Yatağımda doğruldum ve baş ucumda duran sehpadaki sigaramdan bir dal aldım. Tutuşturmak için çakmağımı çaktığımda odam aydınlandı ve tavandaki sarı kırmızı arma beliriverdi. Sigarayı yaktıktan sonra çakmağı söndürmedim ve armaya dikilmiş gözlerimle uzun süre kaldım öylece. Özlemiştim çok bunu benliğimin her yerinde hissediyordum..


Boş ve karanlık sokaklarda arabla ilerliyorken buldum kendimi. Yollar ıslaktı yağan yağmurdan ötürü ve radyo da Sibel Alaş'ın FEM parçası çalıyordu. Islık çalarak parçaya eşlik ederken bir yandan da Trafik Polisi korumalı, özel kamufulajlı şişemdeki votka red bull karışımını içiyordum. Gerçi gecenin o saati ve o yağmurda Polis filan da olmazdı ortalıkta. Normal saatlerde yaklaşık bir buçuk saat kadar süren yol bu anormal olan dilimde on dakika kadar sürmemişti bile. Evet Sami Yen'in İtfaiye tarafı Kapalı girişinin önündeydim..


Caddelerde sarı kırmızı insanlar, kedi etinden köfte kızartan dayı, kaşkol bere korna satan seyyar tezgah, köşe başında son biralarını yudumlayan dostlar, deplasman tribünü'nün görülebilir tarafındaki bir avuç insana gider yapanlar, kombine girişinde sıralanan kuyruktakiler ve bizler.. hiç, hiç birimiz yoktu orada. Arabadan inip atkımı sıkıca doladım boynuma ve bir sigara daha yaktım. Kapalı tribünde bir dakika dahi durabilmek için neler vermezdim diye düşündüğüm o anda İtfaiye giriş kapısının üstündeki boşluk çarptı gözüme..


Bir elimde sigaram diğer elimde kamufulajlı votka şişem Kapalı'nın sol tarafında, her zamanki yerde bir koltuğa çöktüm. Etraf çok karanlık ve sessizdi. Yağmurdan dolayı saha ağırlaşmış mıdır diye aklımdan geçirirken nede olsa maç filan olmadığından pek bir önemi olmadığına karar verdim. Oturduğum koltuk acaba benim kombinenin üstünde yazanmıdır diye aklıma geldi. Tam 7 senedir kombinemin hangi koltuğa ait olduğunu daha doğrusu hangi koltuğun bana ait olduğunu görememiştim tıpkı bir çok golü ofsaytı faulü ve tartışmalı pozisyonu göremediğim gibi. Pekte ilgilendirmiyordu zaten hiç birisi beni..


Özlemim birazda olsa dinmişti. Artık bir süre daha idare edebilirim diyordum kendi kendime. Fakat son bir şey vardı gitmeden önce yapmam gereken. Ön sete çıktım usulca, ellerimi göğe yumruladım ve avaz avaz başladım üçlüye..


şık şık şık
CİM BOM BOM
şık şık şık
CİM BOM BOM
laylaylaylaylaylaylaylaaaaay
oooooooooooooooooooooo
CİM BOM BOM




***
Bu hikayede anlatılan tüm kişi ve kurumlar tamamen hayal mahsülüdür!




ultrAslan-KARŞI - ARŞİV.

DEPO