
Kafamız Galatasaray'la başka güzel. Kullandığımız madde oksijen. Bolca var gezegende. Çek çek bitmiyor mübarek. Sek gitmiyor lakin. Galatasaray olunca her anı daha anlamlı hayatın. Çadırın oradan geçerken sağ tarafa bakamasak da yeni cehennem yaşatıyor bizleri. Henüz sıfatı tam oldurtulmasa da. Çevrene baktığında gözleri parıldayan binlerce gencecik bedenin oldurtacağı hayali yaşatıyor. Lastik ayakkabısını satıp bayrak yapacak babayiğitler kalmasa da izinden giden üç-beş kişi bile yetiyor umut etmeye. Şevki'den Alpaslan'a uzanan hikayenin uzanacağı başka isimler vardır elbette diyorsun kendi kendine. Dünyanın en güzel şehrine kesin dönüş vakti kısaldıkça heyecan daha da artıyor. Bitsin artık bu misafirlik diye haykırıyor yürek. Zaman geçmek bilmese de yaşanacak çok şey akıllara geliyor Ali Sami YEN'de. Başarılar gelir elbet Fatih Terim'le. Oynuyor Galatasaray alın teriyle. 2000 ruhunu getirecek bize. Oradan kesiliyor buraya dikiliyor ve beste ortaya çıkıveriyor. Bize her maç deplasman derken kafa cama vuruyor ve atkı ısıtmaya yetiyor vücudu. Güzel Galatasaray için ve güzel Galatasaray'la bitiyor hikaye. Tekrar başlayacağı ve bitmeyeceği güne özlemle...
Bir amaç değil, araç olarak şampiyonluğu isteyen taraftar dün akşamki maçın önemini çok iyi biliyordu. Bu sebeple Ali Sami YEN dolmuştu güzel Galatasaray için. Çorbayı çok seven birisinin yemeğine raftaki tüm baharatları atarak bunu sosyete yemeği yapma çalışmalarına benzer şekilde futbola müdahaleler olmuştu. Bu dönemde kazanmayı alışkanlık haline getirerek şampiyonluk yolunda emin adımlarla ilerlenmeliydi. Taçsız Kral Metin Oktay'ın amatör ruhu saygıyla anılmış ve maç başlamıştı. Atılacak her golden sonra da Kral gururlandırılacaktı. Liverpool maçında tavan yapmış Galatasaray, ligin başladığı dönemde formdan uzaktı. Böyle dönemleri kazasız geçmek belirli futbol kültürünü oluşturmuş takımların işiydi. Buna istinaden Pitbulun onlarca metreden vurup skoru 1-0 yapmasıyla rahatladı bünyeler. Ama hala her şey çok güzel değildi. Galatasaray her zaman güzeldi. Maç sonunda saatlerce tek bir kapıdan çıkılsa da metro çilesi çekilse de güzeldi. Bunlar sadece Galatasaray için yapılırdı. Bu sevgi Metin Oktay ruhlu taraftarların sevgisiydi. Ama bir an önce takım son sezonları unutmalıydı. Belki de dünkü galibiyet bir başlangıçtı. İçerde dışarda üst üste maçlar kazanılacak, Avrupa yeniden Cim Bomu hatırlayacaktı. Eski demirbaşlardan da kurtulmak gerekiyordu elbette. Dün skor 1-1 olurken yapılan hatayı Gökhan değil, kendi çocuğumuz Semih Kaya yapsaydı ne fark ederdi mesela? Nasıl olsa hatayı herkes yapıyordu. En azından maçtan önce çağırdığımızda önümüzde eğilirdi. Kıçını dönüp gitmezdi dana gibi.433 tutmamıştı. Çok inanmıştık belki o dönemde ama olmamıştı. Olmayacaktı da. Dün Elmander sahada forfortu diye bas bas bağırarak Galatasaray'da son 3 yılı kapatan pozu veriyordu belki de. Galatasaray ilerde basardı. Çift forvet oynardı. Sağ beki orta yapar, sol beki gol atardı. Açıkları altıpasta altı pas yapardı. Elmander bunu haykırmış, yaradana sığınarak durumu 2-1 yapmıştı. Ama durmak Galatasaray'a yakışmazdı. Sercan'ın kendini kanıtlama duygularından faydalanan Galatasaray çift forvet ile daha da geliyordu. Hakemin penaltı noktasını göstermesiyle Selçuk topun başına geçiyor ve Galatasaray'lı merhum eniştesine golü armağan ediyordu. Penaltı pozisyonunda 4 futbolcu ceza sahasına girmişti. Evet girmişti. Ama bu 4 yöneticinin ceza evinde olmasından daha iyiydi. Dar ağacında değil, dar dünyada genişçe Galatasaray'ı yaşamak ve her an haykırmak daha güzeldi. Çok güzeldi. çok.
Sinyor Casimiro Vizzini
Palermo Union Sportiva Kulübü Başkanı
Palermo, İtalya
Sayın Sinyor,
Sizinle tanışmıyoruz. Hemen kendimi tanıtmam lazım. Ben Galatasaray Futbol Takımı'nın meneceriyim. Yani Metin Oktay'ın eski meneceri. Artık Metin Palermolu oldu. Kaç günden beri kulübünüzle anlaşma hikâyelerini, gazetelerde okuyor, resimlerini görüyoruz. Fakat bilmem nedense anlaşılmaz derecede katılaşan, uyuşan hislerimle, olanları bir türlü değerlendiremiyordum. Bugün, Metin memleketimizdeki erişilmez şöhretinin içlerinden gelerek, inanarak başyazıcıları olmuş Türk basını mensuplarına bir veda ziyafeti verdi.
Ben de davetliydim. Hepimiz görünüşte çok neşeliydik. Amma, hepimiz de hissediyorduk ki, bu içlerimizi sızlatan, müşterek bir acıyı örtmeye çalışan yapmacık, feragat dokulu ve son derecede rutubetli bir neşe idi. Nitekim Metin toplantının sonlarında birdenbire sararan bir yüzle ayağa kalktı. Gözlerindeki nem damlalaşarak boşanmasın diye, kendini tuta tuta titrek bir sesle konuştu.
Memleketinden, anasından, kulübünden, arkadaşlarından ayrılmanın, yapayalnızlığın, yabancılığın soğuk koynuna atılmanın üzüntülerini öyle duyarak anlatıyor, oralarda da onu yalnız bırakmamamız için öyle çocuğumsu yalvarıyordu ki, sizinle yaptığı görüşmelere, hatta resmi mukaveleye rağmen, hâlâ donuk, inanamaz kalmış içim birdenbire kopasıya burkuluverdi. Metin sahiden gidiyordu.
Hayır! Hudutsuz kederimin size kırılmaya kadar genişleyebileceğini düşünmeyin sakın. Zira serinkanlı düşünebildikçe biliyorum ki zamanı gelince azı diş eti yarar, çıkar. Su kaynayınca kabından taşar. Evlat da kısmeti çıkınca evden kaçar. Bütün bunlara da kimse mani olamaz. Kısmet dedim de aklıma geliverdi. Ne yalan söyleyeyim, size karşılık şimdi hakiki duygumuz da, sevgili oğlumuzu iç güveyliğine kabullenen zengin bir kayınpedere karşı duyulabilecek kekremsi hislerden pek de farklı değil doğrusu.
Ah sinyor! Belki, sizce basit bir mukavele ile bağladığınız o insanın size neler kazandırdığını ve kazandıracağını katiyen bilemezsiniz.
Mükemmel bir futbolcu. Her sezon riyazi (aritmetik) bir katiyet gibi, söylediği kadar gol atan bir futbol kralı. Gençliğine rağmen inanılmaz derecede olgun, karakter sahibi bir insan.
Herkese yardıma hazır bir hayırsever. Hayır, hayır, bütün bunlar hiçbir şey değil. Siz Palermo'ya hiçbir kulübe nasip olmayan muazzam bir taraftar kitlesi kazandırıverdiniz. Şimdi Palermo Union Sportiva'ya kalben bağlı otuz milyon Türk taraftarınız var, inanın.
Küçücük Türk yavrularından tutun da, beli bükük ihtiyar Türk ninelerine kadar Metin'in başarısına dua edecek, Metin'in atacağı golleri gözleyecek, dolayısıyla Palermo'nun zaferlerini bekleyecek otuz milyon Türk dostunuz var artık. Siz bu kadar üzerinde titrenen bir kıymete sahip olduğunuzu nereden bilebilirsiniz ki. Ne olur, ona iyi bakın. Ona babacan davranın. Ne kadar büyürse büyüsün, daima sevgiye, şefkate muhtaçtır Metin. Belki de muhitine cömertçe dağıttığı sevgi ve şefkat akümülatörlerini şarj edebilmek için.
Eminim ki birkaç yıl sonra, memleket hasretine dayanamayıp vatanının sahalarına koşacak olan Metin'in arkasından siz de bana tıpkı benim gibi gözyaşlarınızla ıslatacağınız bir mektup yollayacak ve hislerimi o zaman daha iyi anlayacaksınız. Metinimiz İtalya'da Allah'tan sonra size emanet sinyor.
Sevgi ve saygılarımla. Gündüz Kılıç.
17.7.1961, İstanbul
''Galatasaraylılık bir din gibi bir mezhep gibi yerleşmiş köklü bir inançtır. Bu yüzden Galatasaray'ı tercih eder ve Galatasarayliligimla gurur duyarım.'' METİN OKTAY -10-
Onu yıkacak dozerin annesinin elini öpmeye karar verişimiz dünkü macera ile daha da perçinlendi. Yepyeni bir Galatasaray ile umudumuz oldukça fazlaydı sezon öncesinde. Ancak bu umuda engel olacak etkenlerden biriydi olimpiyat. Üçüncü bölgede bir türlü etkili olamayan takımımız 1.5 puanı bırakıverdi istikrarlı rakibine. Transfer döneminde yapılan/yapıldığını düşündüğümüz hataları asla çıkarmadık ağzımızdan imparatora olan güvenimizden. Çıkmazdı bir yenilgiyle de. Çünkü Galatasaray için en iyisini düşünürdü o da. Niyet önemliydi yeteneğin ve tecrübenin yanında da. Galatasaray yeniden dönüş yapacaktı. Comeback bizim işimizdi. İmparatorun da. Dün yapamasak da lig genelinde yapardık. Ancak oyuncuları farklı mevkilerde oynatarak idol olma alışkanlığından vazgeçmeliydik. Taş yerinde ağırdı. Sezon öncesinde o kadar çok saçma olaya tanık olmuştuk ki; dün, birinci hafta sayılmasın önerisi atılsa büyük takımlar yenildiği için kabul edebilirdi federasyon. Tüm bunların yanında sezonun hemen öncesinde takımını bırakan Arda Turan da artık bizim gibi bir taraftardı. ve taraftarı olduğu kulübün sol açığı bırakıp gitmişti zamansız. Ne düşünürdü acaba giden sol açık için ? Biz de onu düşünüyorduk işte. Ama bunlar yenilgiye mani olamazdı. Dün günlerden Galatasaray'dı. Bugün de... Yarın da olacaktı. 365G24S her ne kadar pazarlama stratejisi olsa da bizi anlatıyordu. Yenilgiyle bir dakikası eksilmezdi. Bizim takm el eleydi, hep beraber tribüneydi...3 senedir şampiyonluğa hasret olarak, sportif başarısızlığın dip yaptığı bir yılın ardından başlıyoruz. Şampiyonlar ligindeki temizliğe, atanma yoluyla seçilmişler tarafından layık görülmeyen lige. Artık oynanan futboldan keyif almak için değil de çeşitli kişileri, kurumları ihya etmek için tiyatro edasında oynanan lige. Senaryosunun önceden hazırlandığı lige. Taraftarın izlemesinin istendiği ama taraftara hiçbir şey sorulmadan kuralların belirlendiği lige. Şike yapanın değil, şike yapanı eleştirecek taraftarların cezayla tehdit edildiği lige. Hukukun uygulanmasını isteyip de tehdit edilerek yalnızlaştırılmaya çalışılanların olduğu lige. Ancak her şeye rağmen yediği ayarlardan sonra bir bir geri vitese takanların yönettiği lige. Başlıyoruz işte. Her türlü hukuksuzluğa rağmen gönülden sımsıkıya bağlı olduğumuz Galatasaray ve futbol için başlıyoruz. Bir gün adaletin yerini bulacağı umuduyla.
Arda gitti gideli sol kanat arayan takımımız gün itibariyle Olympiakos'dan Albert Riera ile anlaştı. Riera'yı en son Olympiakos - Galatasaray hazırlık maçında izlemiştik. Liverpool günlerinden de hakkında az çok bilgimiz vardı. Takım oyununa yatkın, gerektiği yerde yaratıcılığını konuşturan, güçlü, teknik ve hızlı bir oyuncu. Bir kanat oyuncusuna göre de boyu oldukça uzun. Toplara gavura vurur gibi vurması da artı bir özellik. Kewell'dan tek eksiği karizması. O da bize lazım değil zaten. Ancak olumsuz anlamda da bir fazlası var. Maaşı. Kap gibi terimlere bizi alıştırmış endüstriyel futbolun olumsuzluklarından. Yaşı 30'a dayanmış bir futbolcuya o kadar yıllık maaş veriyorsanız bunu yıl ilerledikçe düzenli olarak azaltmanız gerekir. Hatta garanti para, yerini maç başına ve şampiyonluk primine bırakmalıdır. Ancak onu çok seven taraftarını muhasebeci konumuna getirmiş kulübümüz bunun tam tersini yapmış ve olası başarısızlıkta kendi elini kolunu bağlamış. Olumlu ve olumsuz yanlarıyla beraber bir hoş geldin diyelim ve formayı ona bırakalım. Aslanın midesine vermemesi şartıyla.




