Bu Arada

|

Jo Alves ile seni asla aynı bestede kullanmadık Arda Turan. Düşmanın olsak yine kullanmazdık. Ya biz Galatasaray taraftarı değildik ya da kullananlar. Kaynamasın arada. Hocanın başı dertte zamansız gittin gideli. İyisindir inşallah.

Ali Sami YEN Stadyumu #6

|

Real Madrid - Galatasaray

|
Tarih bizi unutmamıştı. Galatasaray'a alerjisi olanların kulübü Real Madrid, efsanevi başkanının adını taşıyan kupa için Galatasaray'ı davet etmişti. Bazıları kendisini en büyük ilan edip, Real Madrid ile karşılaşmanın hayallerini kurarken Galatasaray'ımız bunu gerçeğe dönüştürüyordu. Onların hayallerinin bittiği yerde bizim gerçeklerimiz başlardı. Elin Selçuğu onlarla karşılaşmayı hayal ederken bizimkisi Real Madrid taraftarının boynunu yere indiriyordu. Ancak davete karşılık verip, sezon açılışında yüzyılın kulübüne hayal kırıklığı yaşatmak olmazdı. Avrupa'ya yeniden kendini hatırlatma yolunda emin ellerde ilerleyen Galatasaray'ımız 2-1'lik resmi maçlardaki üstünlüğün 2-2'ye getirilmesine izin veriyordu bu seferlik. Ancak 2 maç Barnebeu'da, 1 maç Ali Sami YEN'de oynanmıştı. Cehennemi yeniden tanıtarak bu durumu 3-2'ye getirecek Galatasaray'ın sinyalleri de veriliyordu Madrid topraklarında. Her yılın 25 Ağustosunda Super Kupa zaferi kutlanırdı. Şimdi de Trt'ye yeni bir gece daha ayırması gerektiğini haykırıyordu Galatasaray. Yeniden Avrupa'nın başını döndürmenin vakti gelmişti de geçiyordu bile.

1-2

Karanlık

|
Gazeteci: Ligin üstünde bir sürü kaos varken bu sistem (play off) daha çok sıkınıtı getirmez mi ?
MAA: İyi çalışmalar arkadaşlar.

Yorumsuz !

We Want Clean Football

|

Dinleyin az. Az önce kafasına elma düşünce yer çekimini bulan Newton gibi bulduk diye haykırmak istedik. Aslında bir şey bulduğumuz felan yoktu. Parçaları birleştirip şuraya karalayalım dedik. Nasıl olsa kese bol. Yıllardır sorulur durulur. Aynı evde yaşayan iki kardeş, okulda aynı sırada oturan iki arkadaş neden birbirine yuvarlak bir top yüzünden düşman olur? Bir de bu düşmanlığın ülkemizde en üst seviyede olmasının sebebi nedir? Glasgow - Celtic olayındaki, Boca - River olayındaki, Lazio - Roma olayındaki toplumsal farklılıkların yarattığı düşmanlığın futbolda da olması gayet normaldir çünkü. Tek farklılığı İstanbul'un iki farklı yakasında olması olan iki kulüpteki bu düşmanlığın sebebi nedir?

Geçmişe baktığımızda pek çok dostluk olayları karşımıza çıkıyor. Taraftarların birbirine olan ezeli rekabeti, düşmanlığa getirdiğini ise son yıllarda görüyoruz. Son 13 yılda ise tavan yaptığı da bir gerçek. Öncesinde darbe döneminde toplumum gazını almak için belirli güçler tarafından kullanılmış olabilir ancak futbolun kendi doğasından kaynaklanan düşmanlık son 13 yıla dayanıyor.

1905 yılında kurulmuş bir futbol takımı başarılar kazanırken bundan 2 yıl sonra kurulan bir kulübün kurulma amacı bellidir. 1905 yılında kurulan takımı yenmek. Çünkü ülke düzeyinde tekeli yıkmak için bu gerekecektir. Kola piyasasını kapmış Coca Cola'yı ülke çapında geçmek için çeşitli iftiralar atmak gibi. Bu olay sıradan bir muhtarlık seçiminde de böyledir, dernek başkanı seçiminde de. Kurulma amacı Galatasaray'ı yenmek olan bir kulübün başına bunu kendine hırs edinmiş bir başkan gelince de yukarıdaki soruların bir çoğu cevaplanmış oluyor aslında. Günümüzde yeni yönetimle birlikte kulübümüz neredeyse her branşta yeni transferler ve atılımlar içerisinde. Bu atılımı içerideki futbol teröristi 10 yıl önce yapmış ve başarısız olmuştu. Çünkü ülkeye basketbolu getiren, voleybolda başarıla kazanıp belli bir camia oluşturmuş Galatasaray'ı yıkmanın sadece transferle olmayacağına inanıyordu. Tüm branşlarda başarılı olabilmek için Orta Doğu liderlerinin 30 yıl önce yaptıklarını yapmanın gerekli olduğuna inanıyordu. Öncelikle kendi kulübünde çatlak ses çıkarmayacak şekilde kadrolaşmaya gidilmeliydi. Kulüpte muhalif sesler kesildikten sonra taraftara el atmak gerekecekti. Olası başarısızlıkta taraftar yöneticileri yönetimi savunmalıydı. Böylece bedava bilet-karaborsa olayı da ilk kez organize bir şekilde futbolumuza girmiş olacaktı. Buradaki ranttan nemalanmak isteyen mafya babaları türk tribünlerine bunun sonucunda girecekti. Olası muhalif seslerde, medya baskısında, tribünsel protestolarda, futbolcu dövmelerinde kullanılacaktı. Artık kulüpte bir padişahlık dönemi başlıyor ve hırslı başkan projesinin ilk ayağını tamamlıyordu. Bunun sonucunda Galatasaray taraftarlarına sidik torbaları yağdırılıyor, kulüp tarafından taraftar kanalizasyonlarda tutuluyor, oturacakları koltuklara tezekler sürülüyordu. Paranın çok şey olduğu ülkemizde de kardeş, kardeşe bunu yapıyor ve nefret tohumları atılıyordu.

Sırada kulüpten çıkıp, ülke futboluna hükmetmenin zamanı gelmişti. Bir bakıma çıraklık dönemi bitmişti ve medya önemliydi bu noktada. Sponsor aracılığıyla son model lüks araçlar dağıtılacak, medyanın önemli kalemleri satın alınacaktı. Mevcutta zaten alınmışlar vardı. Bununla birlikte de medya neredeyse tek ele dönecekti. Gelecek tek emire göre hareket edecek, istendiği gibi yönlendirilecekti. Böylece çeşitli dönüm noktalarında topluma yön verilecek ve kulüp lehinde usulsüzce kararlar çıkmasına yardımcı olacaktı.

Kulüp herhangi bir alanda başarıyı hedeflerken olaya her yönüyle hakim olmaya çalışıyordu. Basketbolu ele alırsak, yayın ihalesi camianın önde gelenlerinden birisine veriliyor ve şube büyük takım olma yolunda destekleniyordu. Ligin isim hakkı, kulüp sponsorları ve federasyon sempatizanlar tarafından destekleniyor ve rakiplerine kat kat bütçelerle sahaya çıkıyordu. Burada sıkıntı yoktu. Ama bazıları bu desteği Türk sporuna soktuğunu iddia edip federasyon içinde kadrolaşıyor, kritik zamanlarda akıllarda soru işareti bırakan kararlar alınıyordu. Aynı sistem voleybol v.b. şubelerde de izleniyor ve başarı sağlanıyordu.

Tüm bu sistemleri futbol üzerinde uygulamak popüleritesi sebebiyle zordu. Ama yapılmalıydı. Biraz geç olarak bu sistem futbola kuruluyor ve günümüzdeki olaylar patlak veriyordu. Yayın, sponsor, isim hakkı gibi gelirlerdeki artışın tek sebebi olarak kendisini gösteren şüpheli şahıs, kulüpler birliği adı konulan Türk futbolunu pazarlama vakıfı aracılığıyla federasyon içerisinde istediği her şeyi yaptırıyordu. Bunun için de kendisine seçtiği maşaları dışarıda kendisinden daha çok çalışıyordu. Düne kadar vakıfa düşman olan şahıs, vakıfın 1 numaralı adamı olmuş, kendisine vakıftan atmak isteyen paragözleri de 321 milyon dolara satın almıştı. Kulüpler birliği üyesi satılmış kulüpler, hukuksuz bir kararın altına imza atılırken söz birliği yapmış gibi sırasıyla bu davranışa destek veriyordu. Aynı dakikalarda da kulüplerin bağımsız taraftar oluşumları hukuksuzluğa karşı çıkıyor ve yönetimlerini paranın kölesi olmakla suçluyordu.

Paranın işin içine girdiğinden beri büyük tutkuyla bağlı olduğumuz futbol elimizden uçup gitmişti. Tüm dünyada yayılan endüstriyel futbol ülkemize bir yöneticinin kişisel hırsları sayesinde sıçramıştı. Futbolu sosyeteleştirme çabaları durumu bu hale getirmiş, paranın olduğu her yerde olduğu gibi çıkarlar en ön plana geçmişti. Endüstriyel futbolun, sadece kapalı tribünü kaybetmek olduğunu düşünenler yanılmış, koyun sürüsü dahi yönetemeyecek para babaları hayatını Galatasaray fikstürüne göre ayarlayan bizlerin hayatını mahvetmişti. Paranın olduğu yerde futbolun ruhunu aramak karhanede romantizm aramaya benzerdi. Ama inanmış bir grup insanın mücadelesi bitmeyecekti. Şimdi burada, yarın başka yerde. Kim bilir nerede? Bilinmezdi.

Fernando Muslera

|
Galatasaray'da. Simovic efsanesi Galatasaray kalesinde yaşamayı bitirdiğinde, gelebilecek herhangi kaleciden Simovic performansı beklenmiyordu. İyi ve Galatasaray kalesine yetenek olarak yakışacak bir kaleci taraftar için yeterdi. O dönem için büyüklerimiz böyle düşünüyordu muhtemelen. Taffarel geldiğinde de ilk zamanlarda bu düşünceyi sürdürenler olmuştu mutlaka. Taffarel gücünün yettiğini tutacaktı. Atanları zaten iyiydi. Onun için sorun değildi. Zamansız yumurtlamadıkça başımızın tacı olacaktı. Uefa finalinde Henry kafa vuruşunu kurtarmasa kimse ona suç bulmayacaktı mesela. O, topu oradan çıkarmış ve buna kimse inanamamıştı. Bunun uzantısı olarakta, Her 17 Mayıs günlerinde TRT 3 ekranlarında o kafa vurulunca kapanırdı gözler hayat normale dönesiye dek. Kaleci olmak için yaratılmış, tecrübeli Taffarel hepimizin gönlünü kazanmıştı. Aynı zamanda bir çok oyuncudan da daha teknikti. Kendi ırkında olanların yeteneğini kalede göstermesinin tadı da bir başka oluyordu.

Bu efsanenin de kalenin önünden uçup gitmesinden sonra kalenin boş kalacağından korkuyordu Galatasaray taraftarı. Ancak Tafi gitmiş, Mondi gelmişti. Kısa sürede Galatasaray taraftarının herkese vermediği gönlünü kazanmış, bize bir oh dedirtmişti. Uzun süre bu camiaya hizmet etmiş, dizinin üstündeki gol sevinçleriyle hafızalara kazanmıştı. Mondragon'un da çeşitli sebeplerle ayrılmasının ardından uzun süre 1 numaraya hasret kaldı Galatasaray. Kendilerine ve verdiği emeklere saygısızlık edecek olmazsak bu süreçteki kalecilerde hep 12 numara havası vardı. De Sanctis'i bir kenara ayırabiliriz belki. Onun tek eksiği kısa süre kalmasıydı. Genç Semih'i kedi gibi çırpması da unutulmazdı.

Bu yaz kaledeki sıkıntıyı uzun vadede çözmek için arayışlara geçen Galatasaray'ımız Fernando Muslera isminde karar kıldı. Genç ve son yıllardaki başarılı kalecilerimiz gibi Amerika'nın güneyinden bir isimdi Musi. Tafi ve Mondiden sonra bir Musi efsanesini de canlı gözlerle izleyebilirdik. İtalyanların pişirmesi de önemli bir ayrıntıydı elbette. Kendisi için yetiştiği kulübe ödenen rakam büyüktü ancak bunun gençliğinden kaynaklandığı bir gerçekti. Şakasını yapacak olursak; Cana gibi bir ismi bizden götürmüştü ve bir Uefa kupası finalinde topu çizgiden çıkarmadıkça kolay kolay efsane demeyecekti bu taraftar ona. Can olurdu, kalbimizi kazanırdı o ayrıydı. Olympiakos maçında da temiz bir performans sergilemiş ve krediden yememişti. Gelip gidenlerden dolayı futbolcu sarrafı olmuş bizlere "Can" gözükmüştü. Umarız bu taraftarın herhangi bir kısımı yıllar sonra ondan "Candı" diye bahsedecekti.

Haydi Musi !

Emmanuel Eboue Galatasaray'da

|
Şimdi, onlar düşünsün. v.2

Ne Dedi ? #12

|

"Galatasaray taraftarı küçücük stadı cehenneme çevirdi. Onlara hayran oldum.. Desibel rekorları da varmış zaten"
Cristian Chivu ( Inter Futbolcusu )

"No suprize to see a few fireworks, when Galatasaray fans come to town"
(Maçı Anlatan İngiliz Spiker)

Güle Güle Arda Turan

|
Fotoğrafa bakan bir Galatasaray'lı Arda Turan'ın ne kadar Galatasaray'lı olduğunu tartışamaz. Kimse yıllarca bunu tartışmadı zaten. Bu çocuğun konuştuklarında asla bir samimiyetsizlik görmedik çünkü. Arda Galatasaray'lı doğmuştu. Futbolcu olmasaydı Kapalıda büyüyüp güney kale arkasının abilerinden olacaktı. Galatasaray kariyerinin asıl başlangıç noktası tam 5 yıl önceki düne denk gelen 9 Ağustos 2006 akşamıydı. Gönderilecek derken tek başına isyan etmiş, çok sevdiği Galatasaray formasını aslanın ağzından alıp, Ali Sami YEN çimlerine yıllarca çıkmayı garantilemişti. Kapalı önünden rüya gibi geçip giden Ribery olayını unutturmuş, Galatasaray taraftarını parkta otururken kafasına kuş sıçan adam konumuna getirmişti. İlk yıllarda oynadığı muhteşem futbol ve davranışları onu Galatasaray taraftarının sevgilisi haline getirdi. Ancak orada kalması gerekirken linç kültürünü benimsemiş ülkenin vatandaşları olarak çakalların önüne atılıverdi genç yaşta. 66 numaralı sol açık olarak harikalar yaratırken, milli kahraman haline gelmesi onu bu noktaya getiren sebepti. Artık o Steven Gerard değil, David Beckham oluvermişti ülke için.

Herkes Arda Turan'dan takım elbise giyip yaşlıları karşıdan karşıya geçirmesini istiyordu. Giyim kuşamından, arabasına, sevgilisinden, takıldığı mekanlara, sakalından saçına kadar yaptığı her bir şey birilerinin kıçına batmakla kalmıyor kazık gibi giriyordu. Tam da olay burada oldu. Arda Turan bu senaryolara inandı onu seven insanlarla arası açıldı, onu seven Galatasaray taraftarı da sevgisini yanlış anlattı. Ama taraftar severdi de döverdi de. Bu noktadan sonra film kopuyor ve gözümüzün önünde büyüyen Arda Turan yuvadan uçuş sinyalleri veriyordu. Biz ondan Metin Oktay olmasını beklemiştik. Çünkü Metin Oktay'ı izleyen ve onu anlatan abilerimizi kıskanıyorduk. Bizim de bir Metinimiz olmalıydı. Ancak hayalleri ; Galatasaray forması, Ali Sami YEN, Şampiyonluk, Milli Takım, Kaptanlık, Ali Sami YEN Arena, Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu ve Avrupa olan birisi asla Metin Oktay olamazdı. Kısa sürede hedeflerini birisi hariç tamamladı Arda Turan. Olgunluk yıllarında olabilecek son hedefini ise gerçekleştirmeden gitti. Gitmeyi tercih etti. Hem de çok sevdiği, baba dediği Fatih Terim ve yuvam dediği Galatasaray onu bu kadar sahiplenmişken.


"Hiç bir şey benim için Galatasaray'dan daha önemli değil."
demiştin Arda. Bugün görüyoruz ki önemli olabiliyormuş yan etkenlerle beraber. "Sözleşmem ölene kadar Galatasaray'la." demiştin. Ne bu acele ulan? Öldün mü sen şimdi? Emre abim, Acun abim diye peşinde gezdiklerinden ne kadar farkın kaldı oğlum? Türkiye'ye döndüğünde Galatasaray öncelikli diye bir madde varmış. Gerek var mıydı buna? Gidecektin elbette. Sen bu tecrübeleri edinirken biz de biliyorduk senin Metin Oktay olmayacağını. Ama şunu bilki bugün olmamalıydı bu Arda. Az önceki cümleyi kaptan diye bitirmek istedim ama bitiremedim lan tercihin yüzünden. Çünkü sen artık sana kaptan demeyecekleri tercih ettin oğlum. Yeni bir kaptanın olacak orada. Kaptanın, kaptanı mı olurmuş? Diyemedim işte bundan sebep. Bülent Korkmaz 25 sene tek forma giydiği için kaptandı. Şimdi de kaptan diyoruz bak ona.

Yeni açığın önüne kendini attığında bizim de atmadı o an kalbimiz Arda. Bizi anlayan bir sen vardın, bir de reis. Maçlardan sonra floryada üzülen birisi daha kalsaydı şu takımda kötü mü olurdu lan ? Çamurlu formanı gururla gösterirdik herkese erkek oğlu olan babaların çocuğununkini kahvede gösterdiği gibi. Şimdi kırmızı beyaz çubuklunu gösterirlerse bana ne diyeceğiz biz ele güne karşı? Sen Bordeaux'lu elemana kafa atarken hepimiz attık o kafayı oğlum. Ama o da eline basmıştı diye savunduk seni orda burda. Sen gitsende bu taraftar yine buralArda. Çıktığın 193 maçı, 43 golünü, 73 asistini, bin küsür çalımını, yoldurduğun onbinlerece çimi unutmayacağız oğlum. Fenerbahçe pislikleri Sami YEN'de olay çıkardıktan sonra numaralı önünden gider yapacak bir adamımız yok işte. Kadıköyde Aydın'la beraber omuz omuza verip alayına saldırışınızı da unutmayacağız. Unutursak adam değiliz lan. Ama sen de unutma, bu taraftar Metin'in cenazesini gördü, Hagisizliğe alıştı, Bülent Korkmaz olmadan da korkmadı, Hakan olmadan da Krallar gibi sevindi kaptan. Evet dedim sonunda sana kaptan. Kaptandın çünkü. dın dın dın.

Yolun açık olsun

Culio'nun Gidişi ve Felipe Melo Transferi

|
Geldiğinde, gideceği günlerde veda edileceğini kimse düşünmüyordu. Çünkü o işini yapan ama asla reklam edilmemiş, farklı yönleriyle ön plana çıkmamıştı. 19 yaşına kadar inşaatlarda çalışan Culio hayatın her iki yüzünüde bu sayede öğrenmişti. Bu, geldiği ilk günlerden beliydi. 2 gün önce arabasına benzin koyacak parası olmayan bazı futbolcular, Galatasaray'dan teklif gelince kırmızı spor araba fiyatlarına kontrat imzalardı. Ama Culio öyle değildi. Yabancı olmasına rağmen ülkede alışılanın tersine bir çok oyuncudan küçük bir kontrata imza atmıştı. Bizim şampiyonlar ligi müziğini özlediğimiz ve bundan utandığımız yıllarda bize oradan katılmıştı hem de. Geldiğinde "Kendimi sahada parçalarım, forma için her şeyimi veririm." demişti. Bu bizim için kaybolan sezonda bir umuttu. Aynen söylediği gibi bir performans sergiledi. Hem modern futbola uygun bir yapısı vardı, hem de tekniğiyle mücadeleci yapısını birleştiren ender oyunculardandı. Bizim için adeta piyangoydu. Cesur, savaşan yapısıyla alkışı hak etti, skorer yapısıyla da takıma çok şey kattı. Onun da tek suçu tarihinin en kötü dönemini yaşayan Galatasaray'a gelmesiydi. Sürekli yenilenen Galatasaray'ın da son kurbanı oldu. Belki de bundaki büyük etkenlerden birisi çok sevdiğimiz İmparator'un dikeninin eline batmasıydı. Geçen sezon Şampiyonlar Liginde harikalar yaratırken, bu sezon Türkiye ligine yeni yükselmiş bir takıma kiralık gidecek kadar da sorunsuz bir oyuncuydu. Yedek kalmak onun için sorun değildi. Ama artık bizde değildi. Galatasaray taraftarının rakip takım oyuncusunu tribüne çağırmasının ender örneklerinden olacaktı.

Bir türlü fırsat bulamadığımız diğer konu ise Felipe Melo'nun Galatasaray'a katılışı. Belki bizimki biraz da kolaya kaçmak oldu. Lakin Felipe Melo'yu Liverpool maçında izledikten sonra yorum yapma imkanı bulduk. Geçmişine baktığımızda önemli kulüplerde, yüksek ücretler ödenerek transfer edilmiş ve forma şansı bulmuş tecrübeli bir isim olarak karşımıza çıkıyor. Katı bir 442 oynamayacak takımımızda Selçuğa nazaran defansa daha yakın oynayacak bir isim. Brezilyalılara has tekniğe ve oyun bilgisine sahip. İyi yer tutuyor ve mücadeleci bir oyuncu. Fiziği oynadığı mevkiye gayet müsait. Tüm bu özellikler günümüzün üst düzey orta sahalarında bulunan tüm özelliklere sahip olduğunu gösteriyor. Kötü sezonlar geçirmiş olabilir. Ancak o da bir yükseliş arayışı içinde. Futbol hayatının son yıllarına daha iyi bir futbolcu olarak girmek isteyecektir. Malum ekmek parası. Bizde her ne kadar Afrika'yı doyuracak kadar ekmek parası kazanacak olsa da bunu hakedeceğe benziyor. Başka bir takımla anlaşmak üzereyken bir takım sebeplerle Galatasaray'ı seçmesi güzel. Ancak bunda para baş rolü oynuyorsa bir soru işareti koymakta fayda var. Kendisi bu sezon takımımızda kiralık oynayacak. 13 milyon Euroyu Mayıs sonuna kadar gönderirsek tapusu bizim. Bu konuda oyuncuyu beğenmemiş rolü oynayıp, ucuza kapatmak konusunda büyük iş düşecek yönetime. Hayırlı olsun.

KAPAKK !

|


DEPO